Türkiye'de yılın ilk yarısında yerli ve yabancı olmak üzere toplam 42 bin 715 adet
marka için tescil başvurusu yapıldı.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, bu yılın ilk yarısında Türk Patent Enstitüsü'ne
37 bin 132 yerli, 5 bin 583 adet de yabancı marka başvurusu yapıldı.
2009 yılının aynı dönemine göre marka başvurusundaki artış dikkat çekti.
18 bin 806 marka başvurusu yapılan İstanbul, bu alanda başı çekti.
Aynı dönemde Ankara'dan 2 bin 993, Bursa'dan bin 495, Antalya'dan bin 292, marka
başvurusunda bulunuldu.
Marka tescilinde de İstanbul ilk sırada yer aldı.
Ocak-Haziran döneminde İstanbul'dan 8 bin 982, Ankara'dan bin 316, İzmir'den 969,
marka tescili yapıldı.
Aynı dönemde, Ardahan'dan sadece 1, , Siirt ve Artvin'den 2'şer marka tescili yapılabildi.
İlk 6 ayda marka tescili için Türkiye'ye başvuran ülke sayısı ise 123'ü buldu.
Marka başvuru sayısında Avusturya, Belçika, Almanya, ve ABD gibi ticaret rakamlarının
yüksek olduğu ülkeler başı çekti.
Marka başvurusunda bulunan ülkeler arasında Vanatu, Tuvalu, Seyşel, Kayman Adaları,
Beliza, Bermuda gibi Türkiye'de ismi az duyulan ülkelerin bulunması da dikkat çekti.
Markalaşma stratejileri
Markalaşma bir firmanın en stratejik yatırımlarından biri konumundadır. Bu nedenle
markalaşmayı yalnızca isim, sembol, tasarım ya da bunların kombinasyonunun geliştirilmesi
ile sınırlı olarak ele almak, bu stratejik yatırım alanında son derece riskli bir
girişim anlamına gelmektedir.
Marka kişiliği oluşturmanın önemi
Markalaşmanın başarılı bir girişim sayılabilmesinin ön koşullarından biri, ürün
ya da firmaya kişilik kazandırmasının sağlanmasıdır. Günümüzün önde gelen markalarının
tümünün, müşterileri ve potansiyel müşterileri nezdinde bilinen özgün kişilikleri
vardır. Araştırmalar, tüketicilerin markalar ile çevrelerindeki insani kişiliklerle
girdikleri türde ilişki içinde olduklarını ortaya koymaktadır. Bazı markalar tüketicilerin
rasyonel yönlerine (bir diş macununun dişlerin çürümesini önlemesi gibi) çekici
gelirken, kimi markalar da tüketicinin sempati/ yakınlık duyma ya da aidiyet hissetme
gibi duygusal yönlerine hitap etmektedirler. İster rasyonel ister duygusal yönlerine
hitap etsin, marka kişiliğinin tüketicilerin satın alma kararları üzerinde son derece
ağırlıklı etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Marka kişiliğinin önemli boyutlarından
biri de, tüketicinin sözkonusu markalı ürünleri kullanarak ya da sözkonusu marka/firmadan
alışveriş yaparak mevcut ya da özlemlediği yaşam tarzını, başkalarına göstermek
istediği farklılığını ifade etmesine olanak tanımasıdır.
Markalaşmanın algılanan değeri arttırması üzerindeki etkisi
Araştırmaların ortaya koyduğu en çarpıcı olgulardan biri de, özellikle büyük marka
olarak tanımlanan markaların ürünlerinin, içerdiği gözle görülür fiziki ürün özelliklerinin
ötesinde tüketiciler nezdinde daha farklı bir değere sahip olduklarıdır. Algılanan
değerinin yüksek olması bir markanın pazar lideri konumuna ulaşmasında en başta
gelen etkenlerden biri durumundadır. Kısacası, bir marka müşterileri nezdinde üstün
bir algılanan değere sahip olduğunda pazar performansı da buna paralel olarak artmaktadır.
Markalaşma tüketicilerin satın alma kararları üzerinde markalaşmamış ürünlere göre
rekabette avantaj sağlamaktadır. Zira markalaşma, standart kalite ve hizmet garantisi
içerdiği varsayımıyla tüketicinin alışverişinde hata riskini azaltan bir unsur olarak
değerlendirilmekte, markalaşmış ürün ve firmaların markalaşmamış ürün ve firmalara
tercih edilmesini sağlamaktadır. Ancak, markalaşmanın bir ürün ya da firmanın pazardaki
algılanan değerini yükseltebilmesi ve pazarda öngörülen şekilde konumlanmasını sağlayabilmesi
belirli koşullara bağlıdır.
Eğer markalaşma kararı vermiş firma tarafından tutarlı olarak iletilen ve sergilenen
iyi tanımlanmış belirli değerler sözkonusu değilse, reklam, promosyon, isim değişikliği,
logo tasarımı ve diğer aktiviteler hiç bir şekilde başarılı bir marka oluşturulması
için yeterli olmayacaktır.
Markalaşmanın ödülleri
Markalaşma bir firma için kısa vadeli taktik bir girişim olmaktan çok, stratejik
bir konu niteliğinde ele alınmak durumundadır. Zira markalaşmanın, markalaşmaya
karar veren firma için uzun vadeli ve son derece ciddi getirileri sözkonusudur.
Markalaşmanın en önemli getirilerinden biri, müşterilerinin gereksinimlerini tatmin
etmeyi ve rekabette üstünlük sağlamayı hedefleyen bir firmaya adeta bir ölümsüzlük
fırsatı sunmasıdır. Zira, ürünlerin geçici olduğu bir pazarda, bir markanın yaşam
beklentisine sınır koymak mümkün değildir. Başarılı bir markalaşma stratejisi izleyen
bir firma için artık ürünleri fani, markası ise baki konumda kalacaktır.
Markalaşma, firmaya belirli bir müşteri retensiyonu sağlayacağı için, üretimin öngörülebilir
bir talebe göre düzenlenmesi ve birim maliyetlerin kontrol altında tutulabilmesi
gibi ek avantajlar da yaratacaktır.
Markalaşma stratejisinde araştırmanın önemi
Markalaşmayı hedefleyen bir firmanın salt kendi varsayımlarına ve pazar algılamalarına
dayalı olarak marka stratejisi geliştirmeye girişmesinin riski hayli yüksektir.
Gerçek tüketicilerin (müşterilerin ve potansiyel müşterilerin) pazardaki mevcut
markalara ve önerilen/geliştirilen markaya yönelik tutumlarının/tepkilerinin varsayılanlardan
önemli ölçüde farklı olması olasılığı her zaman için vardır. İyi tasarlanmış bir
araştırma, hem doğru markalaşma stratejisinin geliştirilmesini besleyecek hem de
markalaşma sürecini sürekli izleme altında tutarak yanlış ya da zamansız girişimlerin
yol açacağı maliyetlerden korunulmasını sağlayacaktır.
Marka adları ve markalaşmayı ortaya çıkaran en büyük sebep, üreticilerin, ticaret
ve tüketiciler üzerinde bir denetim ve etkinlik sağlama gereksinimidir. Bu gereksinimin
tarihsel sürecini incelediğimizde, sanayi devrimi döneminde üreticilerin markasız
mallarını toptancılara ucuz satmak zorunda kaldıklarını görürüz. Bunun nedeni üretici
ile tüketici arasında çok az iletişim sürecinin olmasıdır.
Üreticilerin kendilerini ön plana çıkarmalarını kolaylaştıran en büyük gelişme,
gelişen teknloji ve talebin artması olarak değerlendirilebilir. Bu etkenlerle güçlenen
üreticiler yatırım ve reklam ile toptancıların gücünü kırma fırsatını elde etmeye
başladılar. Talebi sürekli kılma ve Pazar dinamiklerini toptancıların elinden alma
yolunda reklamın çok önemli bir görevi yerine getirdiği söylenebilir. Bu süreç içinde
üreticiler toptancılara, ürünlerinin dağıtımı için en iyi olanakları sunmakla uğraşmışlar
ama bu da kar da bir sıkışmaya neden olmuştur. Bu durumu aşmak için ürünlerini farklılaştıran
üreticiler, ürünlerine adlar vererek, koruma için patentler alarak, ürünleriyle
tüketiciler arasında toptancılar ve parekendeciler üstünde bir ilişki kurmaya başladılar.
Marka yaratımının başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bu süreç içinde yaratılmış
ve günümüzde de varlığını gösteren bir kaç marka şöyledir ; Levi?s (1873), Coca
Cola ( 1886), Maxwell Hause ( 1873).
Marka bu gelişim sürecinden sonra ürünü niteleyen, tanımlayan, diğerlerinden ayırt
edici bir karakter olarak tanımlanabilir.
Pazarların üretici pazar olduğu, tüketimin üretimce yönlendirildiği zamanlarda,
üreticiler mallarını sadece fiziksel şeyler olarak algılamışlardır. Bu bağlamda
mal ile marka arasındaki farklılık ilkel pazarlar ile günümüzdeki pazarlar arasında
ki farklılık ile de açıklanabilir. İlkel Pazar döneminde bir şişe süt sadece fiziksel
ve işlevsel özelliği ile değerlendirilmekteydi. Daha sonraları pazarın gelişmesi
ile birlikte üreticiler de güçlenmiş, ürünlerini markalama süreci başlayarak, marka
adı ve logolarla ürünlerin farklılaştırılması temel bir araç haline gelmiştir. Bu
gelişmelerle birlikte ürünlerin korunması adına hukuksal düzenlemeler getirilmiş,
böylece marka üreticiler açısından yasal bir araç haline gelmiştir. Böylece markanın
taklitlerine karşı korunması da sağlanmıştır.
Markanın günümüzde kazandığı önemin asıl sebebi değişen rekabet ve tüketici yapısında
yatmaktadır. Bunları maddeleştirecek olursak ;
Ürünler arasındaki rekabet, fiziksel işlev/yarar bağlamından uzaklaşmıştır.
Pazar yapılarında belli bir durgunluğun, uzmanlığın ortaya çıkması ile birlikte
şirketler, Pazar bölümleme ve Pazar arayışlarına yönelmişlerdir.
Tüketicilerin kitlesel özellikleri çoğunlukla ortadan kalkmış, tüketicilerin farklı
kültürel yapılara ve yaşam biçimlerine yönelmesi, tüketim kalıplarında önemli değişimlere
yol açmıştır.
Medya seçeneklerinin artması, tüketicilerin medya kullanımındaki farklılaşma ve
çeşitliliği tüketicilerle iletişimde güçlüklere neden olmaya başlamıştır.
Markanın Farklı Boyutlarda Tanımlanması
Marka günümüzde çok yönlü bir yapıya sahip olmuştur. Bu özelliği ile hem tüketiciler
için hem de işletmeler için anlamı değişmiştir.
Markanın çok yönlü bir yapıya sahip oluşunu yapılan bir çok marka tanımlaması ile
de görebililiriz.
Marka için atfedilen 1000?in üzerindeki tanımlama üzerinden yapılan bir araştırmada
markaya ait 12 temel tema ortaya konmuştur. Bunları sıralarsak ; yasal araç, logo,
kurum, shortland, risk düşürücü, kimlik sistemi, imaj, değer sistemi, kişilik, ilişki,
eklenen değer, evrim geçiren şey
Tüketiciler Açısından Marka
Markanın üreticiler ve Pazar açısından önemi tüketiciler içinde önemlidir. Günümüzde
pazara hakim olan ağır rekabet ortamında marka, tüketicilerin hem bilgi işleme sürecinde
hem de ürüne duydukları güven açısından yönlendirici bir işleve sahiptir. Bu nedenle
ürünün adı ya da görsel kimliği ürünü tanımlamanın ötesine geçmiştir.
Tüketiciler artık ürünün işlevselliğinden öte markaya güven duymaya başlamışlardır.
Böylelikle ürünün güvenilirliği markanın yaratmış olduğu güven ve garanti ortamında
değerlendirilmeye başlanmıştır.
Günümüzdeki ağır rekabet koşulları, değişen tüketici özellikleri, üreticileri güçlü
bir marka yaratma konusunda zorunlu kılmaktadır. Tüketicilerde güçlü bir marka sadakati
yaratmak ve mevcut müşterileri korumak işletmelerin asıl sorunu haline gelmiştir.
İşletmeciler Açısından Marka
Güçlü bir marka günümüzde yüksek Pazar payı ile birlikte yüksek satış ve kar anlamına
gelmektedir. Bu demek oluyor ki marka satılabilir bir değer olma özelliğini kazanmıştır.
Bir diğer önemli durum ise markanın tüketiciler üstünde bıraktığı sadakat duygusudur.
Dağınık hale gelen medya ortamında, ağırlaşan rekabet koşulları içinde bu duyguyu
yaratmak zorlaşmış ve markanın bu görevi büyük önem kazanmıştır.
Bütün bu sebeplerden ötürü güçlü bir marka yaratmak işletmeler açısından olmazsa
olmaz bir durum halini almıştır. Bunu yapabilmenin şartı da marka adına eklenecek
farklılaştırıcı değerlerdir.
Eklenen Değer
Günümüze hakim olan ağır rekabet koşulları tüketicide bir malı seçme konusunda zorluklara
neden olmaktadır. Birbiri ile işlevsellik açısından aynı sayılabilecek bir çok ürün
piyasada yer almaktadır. Bu noktada tüketiciyi yönlendiren en önemli öge markadır.
Hangi markanın tercih edileceği noktasında da markaya eklenen soyut değerler önümüze
çıkmaktadır. Eklenen değer tüketicinin açıklamakta zorluk çektiği duygusal değerler
olarak açıklanabilir. Eklenen değer ürüne, pazarlama karması ( ürün, ambalaj, iletişim,
fiyat, dağıtım )aracılığyla yüklenir. Eklenen değer ürünün işlevsel olan yararının
üstüne eklenen öznel bir anlamı ifade etmektedir.
Tüketiciler markaları satın alırken onların işlevsel yeterliliklerinden daha çok
markanın kişiliğinin kendileri ile ne kadar uyuştuğuna bakmaktadırlar. Markaların
kullanıcılarını toplumsal ilişkilerde temsil etmeleri nedeniyle eklenen değerin
yapısı, sıklıkla ürünün somut özelliklerinden çok ona yüklenen soyut özelliklerle
açıklanmaktadır. Bu boyutuyla eklenen değer, imaj, tarz ve iletişim ile ürünün somut
yapısının geliştirilmesini sağlamaktadır.
Marka Farkındalığı
Marka farkındalığı kavramı, markanın tüketici belleğinde sahip olduğu izlerin gücü
olarak temelde marka tanınırlığı ve hatırlanırlılığını içerir. Farkındalık markaya
dair algılamaların, fikirlerin oluşması için ön koşuldur.
Marka farkındalık düzeyleri şöyledir ;
Tanınırlık : X markasını hiç duydunuz mu?
Hatırlama : Hangi televizyon markalarını hatırlıyorsunuz?
Hatırlamada ilk marka : Televizyon deyince aklınıa ilk hangi marka geliyor?
Marka baskınlığı : Ürün grubunda hatırladığınız tek marka?
Marka bilgisi : Markanın konumu biliniyor mu?
Marka Kanısı : Marka hakkında bir fikre sahip mi?
Marka farkındalığının temel kavramlarından birisi olan marka tanınırlığı tüketicinin
markayı kategorileştirmek için yeterli düzeyde bilgi sahip olması ile açıklanabilir.
Bu şekilde marka ürün kategorileri içinde diğer markalardan ayrılmaktadır. Tanınırlığı
sağlayan etmenler arasında ürünün tasarımı, ambalaj şekli, logo gibi fiziksel etmenlerde
bulunmaktadır ve bu etmenler çok büyük önem arz etmektedir.
Marka farkındalığı içinde bir diğer önemli kavram marka hatırlanırlığıdır. Bu kavramı
markaya dair tüketiciye bir ipucu verildiğinde, tüketicinin önceki bilgilerini kullanabilme
yeterliliği olarak tanımlayabiliriz. Tanınırlık ve hatırlanırlık bileşenleri ile
marka tercihleri yönlendirebilmektedir. Ayrıca marka farkındalığının diğer boyutlarından
olan markayı duyduğunda kişinin zihninde oluşan kanı ve görüşlerde çok önemlidir.
Diğer markalardan ayırt edilebilirliği kolaylaştıran bu etmenler pazara yeni giren
markalar için çok daha önemlidir.
Marka Çağrışımları
Marka yaratmanın temellerinden en önemlisi olan eklenen değerin kaynağı, bir çok
durumda tüketicinin belleğinde yer alan çağrışımlardan oluşur. Çağrışımlar ürünün
somut ve fiziksel yanında markanın sunum ve iletişim uygulamalarından çıkarsanmaktadır.
Çağrışım türleri doğrudan ve dolaylı olarak ürünle ilgili nitelik ve yararları içerir.
Örneğin markanın ekranlarda sık görülmesi, tüketicide marka hakkında güçlü bir çağrışım
yapar. Bu noktada, reklam ve halkla ilişkiler çalışmaları marka oluşturulması ve
markanın pazarda yerini sağlamlaştırılmasında önemli bir yere sahiptir.
Çağrışımlar, markaya ilişkin bilgileri tüketicilere hatırlatmaya yardımcı olmaktadır.
Bu anlamda çağrışımların özet bilgiler olduğu söylenebilir. Örneğin satın alma sürecinde
logo gibi marka sembolleri böyle bir işlev üstlenmişlerdir.
Marka çağrışımları, bir markanın diğerlerinden ayırt edilmesini de sağlamaktadır.
Bir çok marka çağrışımı, markanın kullanılması veya tercih edilmesi yönünde markanın
belirli niteliklerini, yararını içerebilir. Bütün bunlar satın alma kararını etkileyecek
şeylerdir.
Marka çağrışımları olumlu duyguları uyararak bunları marka üstüne taşınmasına yardımcı
olmaktadır. Örnek olarak sevilen bir sanatçının bir ürün tanıtımında ürünle bağdaştırılması
tüketicide olumlu duygular üretir. (Tarkan ve opet reklamları gibi)
Markaya Yönelik Tutum
Markaya yönelik tutumu, tüketicinin marka hakkındaki genel değerlendirmesi olarak
tanımlayabiliriz. Bu bağlamda tüketicinin markanın yararına ve tanınırlığına, ilginliğine
ve bilgisine ilişkin genel değerlendirmeleri de tutum ile ifade edilmektedir.
Markaya yönelik reklam çalışmaları, halkla ilişkiler çalışmaları tutum davranışı
ile doğrudan ilişkilidir.
Tutum kavramını üç bileşenle açıklarız ;
Duygusal : Markaya yönelik duygusal tepkidir. Markanın kişiyi iyi hissettirmesi,
markayı kişinin bir statü olarak görmesi duygusal tepki ile alakalıdır.
Bilişsel : Bilişsel durum, kişinin marka hakkındaki inançlarının çıkarsamalarından
oluşmaktadır. Kişinin marka hakkında kendisine kötü bir şeye neden olmayacağı hissiyatı
veya seçtiği markanın diğerlerinden daha etkili bir marka olduğu kanıdı bu durum
ile alakalıdır.
Davranışsal : Markaya yönelik bu durum, alışkanlıklarla ilgilidir. Kişinin marka
seçiminde ait olduğu sosyal gruplar etkili olmaktaysa (aile, yakın dost çevresi,
vs...) bu etkiden söz edilebilir.
Marka Sadakati
Marka sadakati, tüketicinin markaya olan güveni olarak tanımlanabilir. Güçlü bir
markanın en temel özelliği kendisine sadık bir tüketici kitlesi oluşturmaktır...
Stratejik açıdan da, kendi ürün kategorisinde marka sadakati oluşturmuş bir marka
pazara girebilecek yeni ürünlerinde yolunu kapatabilir.
Marka sadakatinin ölçütü ürünün fiyatının diğer markaların ürünlerinden fazla veya
az olup olmadığına bakılmadan alınması ile belirlenebilir. Çünkü tüketici satın
alma kararı esnasında en fazla fiyatın etkisinde kalmaktadır. Ama belirli bir markaya
duyulan güven bu durumun önüne geçebilmekte ve ürününü sattırabilmektedir.
Marka İmajı
Marka imajı, tüketicinin kafasında marka hakkında oluşturduğu öznel ve algısal olgular
bütünü olarak tanımlanabilir. Bu imaj, anlamlı bir şekilde örgütlenmiş bir dizi
çağrışım olarak çeşitli iletişimler sonucunda tüketicinin zihninde oluşturulur.
Markanın tanınırlığı, markaya güven gibi etmenlerin yanı sıra markanın görsel sunumu
da marka imajı konusunda olmazsa olmazlardan birisidir. Görsel sunumun markanın
sahip olduğu öznel ve biricik sembollerin tüketicinin zihninde saklanması ve hatırlanmasına
olan etkisi düşünüldüğünde pazarlama iletişimi kaynaklı görsel kimlik uygulamalarının
önemi anlaşılmaktadır. Çünkü bu tip çalışmalar markaya ait bir resmin tüketicinin
zihninde belirlenmesinde temel bir etmendir.
Marka Kişiliği
Marka kişiliği kavramı, markaların da insanlar gibi kişilik özelliklerine, belli
duygular ya da izlenimlere sahip olduğu yargısına dayanır. Bu şekilde marka, yaş,
toplumsal-ekonomik sınıf, cinsiyet gibi açılardan değerlendirilebildiği gibi, sıcak,
duyarlı, ilgili gibi tipik kişilik özellikleri ile de değerlendirilebilinir.
Örneğin Marlboro lights kadınsı Marlboro ise daha erkeksi bir havaya sahiptir. Bunu
oluşturan markanın kişiliğidir.
Araştırmalar, tüketicilerin ürün/markanın fiziksel özellikleri ile birlikte markaların
kişilikleri ile kendi kişilikleri arasında bir uyumu dikkate aldıklarını göstermektedir.
(İhlas ürünlerinin daha çok tutucu kesim tarafından tercih edilmesi gibi)
Marka Kimliği
Marka kimliği, marka için anlamı, yönelimi ve amacı belirlemeye yardımcı bir çerçevedir.
Bu bağlamda marka kimliği, markaya ait tüm yönleri kuşatmakta, markaya ilişkin parçalardan
çok bütünü önemsemektedir.
Kimlik kavramı dayanıklılık, bütünlük, gerçeklik gibi üç özellik temelinde değerlendirilebilinir.
Marka kimliği ile imajı arasındaki farkı da şu şekilde ortaya koyabiliriz. Marka
kimliği iletişim sürecinde pazarlama iletişimcilerinin denetimindeyken marka imajı
tüketicilerin denetimindedir. Marka kişiliği stratejik bir araç olarak marka kimliğinin
farklılaşmasına katkı sağlayabilecek bir konumdadır, bunun ışığında söyleyebiliriz
ki marka kişiliği marka kimliğinin bir parçasıdır.
Marka Denkliği
Marka denkliği kavramı, üç duyarlılık noktası ile açıklanabilir. Bunlardan ilki,
markanın parasal değeridir. Bu boyut, markanın finansal bir varlık olarak değerini
açıklar. İkinci duyarlılık noktası, marka gücü olarak tanımlanır. Bu boyut, markanın
kendisine sadık tüketicilerin varlığını vurgular. Üçüncü duyarlılık noktası ise
marka tanımlamasıdır. Bu boyut geleneksel olarak marka imajını karşılar.
Marka denkliğine ilişkin tartışmalarda en fazla ön plana çıkan konu, marka denkliği
ile marka imajının birbirine karıştırılması durumudur. Bu karışıklığa, marka imajı
kavramının yaratıcılarının pazarlama iletişimcileri (ağırlıkla reklamcılar) ; marka
denkliği kavramının yaratıcılarının ise finans kökenli olduklarını söylerek açıklık
getirebiliriz.
Marka denkliği kavramı, bu boyutuyla ekonominin içinde ele alınarak, marka ile ilgili
kazanç öne çıkarılmaktadır. Marka denkliği kavramında markanın sahip olduğu değere
bağlı olarak elde edilen finansal fırsatlara dikkat çekilmektedir.
Kısaca marka denkliği kavramının temel özelliği, mali değer ve şirketin sahip olduğu
bir varlık olarak değerlendirilmesidir.
Finansal bir bağlamda ele alınan marka denkliği, imaj tarafından yönlendirilir.
Bir markanın finansal bir değere sahip olmasının yolu, marka imajından geçmektedir.
Marka İmajı ? Benlik İmajı Uygunluğu Kuramı
Bu kuram, ürünlerin ya da markaların sahip oldukları imaj ile tüketicilerin benlik
imajı arasındaki benzerlik ve eşleşmeyi imaj uygunluğu olarak tanımlar. Bu kurama
göre, tüketicilerin her iki imaj arasında bir uygunluk kurmaları markaya yönelik
güdülenme ve satın alma arzusu uyandırır. Aksi yönde böyle bir uygunluk olmadığında
satın alma eyleminin olmayacağı söylenir.
Bu kurama göre ;
Tüketiciler kendi benlik kavramlarını, psikolojik gelişimleri ve toplumsal etkileşim
aracılığıyla biçimlendirir. Çünkü bireyin benlik kavramını geliştirmek korumak ve
tanımlamak için eyleme geçer.
Ürünler ya da markalar, tüketiciler tarafından sembolik anlama sahip nesneler olarak
algılanır
Ürünlerin ya da markaların sembolik rolü, mülkiyet, sergileme ve sembollerin kullanılması
ile tüketicinin kendisi ve diğerleri için benlik kavramının zenginleştirilmesine
ve geliştirilmesine yardımcı olur.
Bu nedenle bireylerin davranışı, benlik kavramlarını zenginleştirme ve geliştirmeye
güdülenir.
Durum ve benlik imajının marka tercihi üzerindeki etkisi, tüketicilerin duruma ve
kendi imaj çeşitliliğine göre markaları tercih ettikleri varsayımı ile açıklanabilir.
Tüketicilerin özel günlerde benlik imajlarını duruma göre şekillendirdiklerini düşündüğümüz
de; mezuniyet töreninde oğluna saat arayan babanın marka tercihi, ilk kez eve davet
edilen kız arkadaş için seçilen şarabın markası gibi. Benlik imajı, marka imajı
uygunluğunun tüketicilerin karar sürecindeki bu etkisi, marka ve ürünlerin sahip
olduğu sembolik ve toplumsal-kültürel anlama işaret eder. Bir başka deyişle günümüzdeki
tüketim anlayışımız sembolik bir tüketime dönüşmüştür.
Günümüzde bunun en güzel göstergesi, insanların markaları kendilerini ifade eden
bir araç olarak görmeleridir. Ürünlere eklenen değer aracılığyla yüklenen anlamlar,
ürünleri ve markaları kullanım değerinden sembolik bir değere taşımaktadır. Bu değer
benlik ve kimlik krizi açısından tüketimi ve markaları, tüketicilerin benlik/kimlik
ifadelerinin bir parçası haline getirmektedir.
Markaların Benlik-Kimlik Yapılandırmada Sembolik Gücü
Günümüzde tüketim, kimlik duygusunun gelişimini çevreleyen olgularla içiçe geçmiş
durumdadır. Bireyin kendi kişiliğini oturtmakta zorlandığı günümüzde kendisini ifade
edip ortaya koyabileceği sembolik araçlara gereksinimi hat safadadır. Bu nedenle
günümüzde, ürünler ve markaların bir gösterge oluşu ve sembol olarak sembolik ürün
tüketiminin nedenleri, statü ya da toplumsal sınıfı belirtmek, kendini tanımlayıp
bir role bürünmek, toplumsal varlığını oluşturmak ve koruyabilmek, kendisini başkalarına
ve kendisine ifade edebilmek ve kimliğini yansıtmak olarak sıralanabilir. Bu nedenle
günümüzde yaşanmakta olan benlik-kimlik krizine tüketim ve tüketim malları ile bir
çözümün arandığı görülmektedir.
Buna göre, birey içinde bulunduğu çıkmazda, kişisel anlamsızlığın korkunç tehdidi
altında yaşamaktadır. Bireyin durağan ve sabit bir kimlik yapılandırması, hızla
değişen bir çevrede oldukça güçleşmiştir. Böylesi bir ortamda uygunluk kuramı, tüketim
ve benlik kavramı ilişkisinde sıkça söz edildiği gibi, ürünler ve markalar, birer
kimlik ifadesi olarak kullanılmaktadır. İnsanlar markayı kültürel bir gösterge olarak
işlemesinden dolayı, artık markalar aracılığıyla diğer insanlar hakkında dahi yorumlarda
bulunabilmektedir.
İletişimsel Gösterge Olarak Marka
Marka iletişimsel gösterge olarak dört düzeyde ele alınır ;
Marka en temelde bir yarar göstergesidir. Misal bir çamaşır makinası markası, güvenilirlik,
etkinlik ve ekonomik performans anlamlarını taşıyabilir.
İkinci düzeyde marka ticari bir göstergedir. Porsche ve Tofaş iki uç örnektir.
Üçüncü düzeyde marka, toplumsal kültürel bir göstergedir ve belli bir grup ile tüketici
arasında ilişki kurmaktadır. Bir kravatın özel bir klüp üyeliğini temsil etmesi
gibi.
Dördüncü düzeyde marka mitsel bir gösterge olarak değerlendirilir. Örneğin Napolean
Brandy, Cutty Stark viski gibi.
Bu bağlamda markalar, toplumsal ifadenin düzenlenmesinde ve diğer insanlarla iletişime
yardımcı olması nedeniyle, tüketicilerin kendi haklarında mesajların taşınmasında
önemli bir araç olma olanağına sahiptir.
Tüketicinin kişisel ve toplumsal dünyasının yaratılması ve sağlanmasında gerekli
anlamlar ve değerler toplumsallaşma sürecinde öğrenilir. Kişi bu öğrenme sürecinde
hem dış dünyadaki değer ve sembollerle uzlaşır hem de kendisi için sembolik yorumlar
geliştirir. Günümüz tüketim toplumu değerleri, bireylerin kendilerini ifade etme
araçları olarak markaları ve tüketimi işaret etmektedir.
İçinde bulunduğumuz tüketim toplumunda, markaların eklenen değerinin, somut, işlevsel
niteliklerden çok, duygusal, sembolik çağrışımla ve yararla biçimlendirilmesi, kültürel
iklim ve değerlerle açıklanabilir. Markaların temsil özelliğinde belirgin bir artış
olduğu aşikardır. Farklılaştırıcı değer olarak marka bu temsil yeteneğini arttırarak
tüketicilerle iletişimini arttırmaya çalışır.
Antropolojik Olarak Marka
Bu yaklaşımda marka anlam taşıyıcısı olarak tanımlanır. Buna göre markaların sahip
olduğu değer, tüketim mallarına kattığı anlamla ortaya çıkmaktadır. Antropolojik
yaklaşım, markaların anlamları üzerine yoğunlaşmasını üç soru ile biçimlendirir
;
Belli markalarda ortaya çıkan kültürel anlamlar nelerdir?
Bu anlamlar markayla nasıl ilişkilendirilmektedir?
Tüketiciler markanın anlamını neden dikkate almaktadır?
Markalarda ortaya çıkan anlamlar, erillik-dişilik üzerine, toplumsal konumu, etnik
konumu, ulusallık konumu v.b. temelinde toparlanır. Bunların yanı sıra bir marka
gelenek nosyonuna dürüstlük, ülke sevgisi gibi kavramlar konumlandırabilir. Tüm
bunlar sembolik ve toplumsal marka çağrışımları temelinde konumlandırmayı açıkalar.
Diğer yandan tüketiciler hayatlarında farklı toplumsal konumlara sahip olabilmektedirler.
Değişen kültürel değer sistemleri içinde değişen yeni anlamlar da buna eklendiğinde,
tüm bunlar tüketiciye kendi kimliklerini yapılandırmalarında ürün ve markaların
bir araç haline gelmesi sürecini hızlandırmışlardır.
SONUÇ :
Marka kavramı geçmişten bugüne basit anlamda aynı işlevini, yani diğer ürünlerden
kendisini ayıran bir logo, şekil v.b. gibi kendisini göstermeye devam etse de, tüketim
toplumumuz içinde kendisine artık çok daja farklı bir yer edinmiş, birey ile bir
birliktelik (bireyi tamamalayan ve hatta bireyi birey yapan) içinde kendisine yer
edinmiş bir kavram haline gelmiştir.
Markalaşma kültürü
Markalaşma bir kültürdür. Evet bu lafı son yıllarda bu ve benzeri şekillerde birçok
yerde duyduk. Marka dediğimiz kavramın sadece bir ürün logosu ya da bir kutunun
üzerindeki amblemden ibaret olmadığını artık çoğu insan biliyor. Markayı yaratan
fikir ve uygulamaların, bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektördeki
konumunu tümden belirleyecek bir önemde olması, markalaşma anlayışını daha da ön
plana çıkaracağı artık kesinleşmiş durumda.
Markalaşmanın önemini arttıran şeyler sadece bir firmanın kendi ürününü tutundurma
çabalarının bir sonucu olarak görülmemeli. Firmanın ya da sektörün dışında oluşan
kimi gelişmeler de markalaşmaya yaşamsal bir önem kazandırıyor (Örneğin, bu yıldan
itibaren Dünya Ticaret Örgütünün tekstil ticareti kotalarını kaldırmış olması gibi.).
Buna benzer gelişmeler hem iç hem dış pazarlarda rekabeti daha da körükleyecek,
bu da elbette markalaşan veya marka yaratan firmaların yarışta bir adım önde başlamasını
sağlayacak doğal olarak.
Marka deyip geçmeyelim. Yurtiçinde ya da yurtdışında marka olabilmiş, ürününü tanınmış
ve güvenilir bir marka haline getirmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden
kat kat fazla üretim hacmi ve istihdamı olan ama markalaşamamış firmalardan çok
daha yüksek kar marjları elde edip, sadece markaları üzerinden büyük bir artı değer
yaratmış oluyorlar. Bu farkı yaratan şey ise, kalite ve güvenilirlik konularında
kendini ispatlamış bir marka yaratabilmekte yatıyor.
İş sadece kalite ve güvenilirlikle de bitmiyor elbette. Daha doğrusu kimileri kaliteyi
önplana çıkarıp bunun markalaşma için yeterli olacağı hatasına da düşüyorlar. Bu
yanılgı ise markalaşmadan beklenen yararın (sadece kaliteye odaklanıp tek taraflı
düşünmek nedeniyle) hüsranla sonuçlanmasını getirebiliyor.
Markalaşma kültürünü yaratan şey, tüm kurumsal stratejilerinin bir bütün olarak
ürüne odaklanması sonucu oluşur. Bu anlamda markalaşma kültürü, markalaşma stratejilerinin
toplamından ibarettir. Kalite, yönetim, pazarlama, finans, müşteri ilişkileri stratejileri
bir bütün olarak bir markayı yaratır. Kalite, marka yaratmanın ilk aşamasıdır elbette.
Üretim sürecinizde ve yönetimde yarattığınız kalite bir başlangıç noktasıdır. Neyi,
nasıl, ne şekilde ve hangi yöntemlerle ürettiğiniz kalite açısından önemlidir. Ama
marka yaratma açısından yeterli değildir. "Benim ürettiğim ürün kalitelidir arkadaş,
kaliteli ürün başka bişeye gerek kalmadan her zaman kendiliğinden markalaşır zaten."
diyenler ise genellikle markalaşmayı yanlış anlayıp, ellerinde kaliteli ama tanınmayan
ürünleriyle kalakalırlar.
Öncelikle markalaşmanın "kaliteyi pazarlama stratejisi" olduğu
unutulmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında markalaşma, pazarlama stratejilerine bağlı
olarak şekillenen bir süreçtir. Kalite önemlidir ama kaliteyi yüklenip onu yol boyunca
gezdirecek olan pazarlama "lokomotifi"dir. Ürün ya da hizmetinizin markalaşabilmesi,
onun iç ya da dış piyasalarda nasıl ve ne şekilde pazarlanabildiğine bağlıdır.
Peki markalaşmanın pazarlama stratejisine bağlı olduğunu bildiğimize göre, markalaşma
için yapılabilecek ilk uygulamalar neler olabilir?
Herşeyden önce ürünün satılmasında hedeflenen piyasa ya da kitlenin belirlenmesi
ve ürünün tescil ile korunması öncelikli konudur. Daha bu konularda belli bir noktaya
gelmeden reklam, tanıtım ve promosyon gibi pazarlama faaliyetlerine geçilirse, hedefi
ve tescili belirlenmemiş bir ürünün piyasa içinde ayakta kalması olanaksızlaşır.
Yanlış belirlenmiş bir kitleye ve piyasaya yönelmek, ürünü tescil koruması olmadan
taklit ve korsan üretim yapanların insafına bırakmak gibi hatalar, ürünün daha tanınmadan
yokolmasına neden olabilmektedir.
Ürünün nasıl, ne şekilde pazarlanacağı, ambalaj, logo, marka ismi vs gibi önemli
detaylar pazarlama stratejisini yönlendirecek olan pazarlama uzmanlarınca belirlenmelidir.
Pazarlama yönetimi burada hedef kitle ve piyasaları dikkatle inceleyecektir. Örneğin
en basitinden, ürün için seçilecek marka isminin Türkçe veya yabancı bir dilde olması,
uzun ya da kısa olması, kelime ya da kelimelerin okunma kolaylığı, vurguları, logonun
biçmi, sloganların seçimi gibi önemli ayrıntılar bu aşamada ortaya çıkacaktır. Diyelim
markanızı Internet yoluyla özellikle dış pazarlara taşımayı düşünüyorsunuz. Internet´te
karmaşaya yolaçmadan, kolaylıkla markanızı tutundurmak istiyorsanız ürün isminizde
ya da markanızda Türkçe harfleri (ç, ğ, ş, ü, ö gibi) kullanmamak gibi ayrıntılar
önem kazanacaktır.
Buna benzer detaylar, markanızın piyasada tutunabilmesi, dahası firma genelinde
bir marka anlayışı ve kültürü oluşması için birer başlangıç olarak kabul edilebilir.
Ayrıca seçilen markanın kullanılacak ürün veya hizmetler için marka kanunları bakımından
tescil edilebilirliği "Marka ya da Patent Vekilleri"ne danışılmalıdır.
İlgili marka sadece üretilecek mal veya hizmet için değil, ona yakın ürünler için
de araştırılmalıdır. Örneğin; Giyim ürünleri için araştırılan bir marka, çanta,
ayakkabı, kemer gibi diğer giyim aksesuarları için de dikkate alınarak araştırılması,
olumsuz sonuçlar çıkması halinde bu marka üzerine yatırım yapılmaması önerilmektedir.
Olaya ihracat açısından bakıldığında, eğer belirlenen marka yurtdışına yönelik olacaksa,
bu markanın ihraç yapılan ülkede de araştırılması, hem ilgili ülkenin marka kanunları
bakımından, hem de isim, logo ya da işaretin tutunabilirliği açısından kapsamlı
olarak incelenmesi gerekmektedir. Genellikle ihracat yapılan ülkenin diline uygun
isim ve işaretlerin seçilmesi bazı sorunlar yaratabilmektedir çünkü kullanılan isim
ya da markanın ihracat yapılan ülkede tescilli olma olasılığı yüksektir. Bu yüzden
önce malı üretip, üzerine marka kondurup ihracat yapmak ve o ülkede tutunup tutunmadığına
bakmak yerine, öncelikle markanın o ülkede tescil edilebilirliğini sağlamak, para,
emek ve vakit kaybını önleyecektir.
Ayrıca, marka başvurusu ya da tescilinden sonra, tescile gerek duyulmayan ama kendi
markanızla benzeşen isim ya da markaların tescilini yaptırmak da önemlidir. Böylece
bu isimlerin başka firmalar tarafından tescil edilip, ileride resmi olarak tescil
taleplerini engellemek için markanızın benzerlerini belirleyip tescil ettirmek,
hukuksal açıdan sizi haklı çıkaracaktır. Elbette ki bu iş ciddi bir takip sürecini
gerektirmektedir. Bu gibi işler patent ve marka vekillik büroları aracılığıyla yapılabilmektedir.
"Marka izleme" denilen bu takip sürecinde, tescil ilanlarına çıkan
kayıtların marka vekili tarafından izlenmesi, ilanlarda markanızla benzeşen herhangi
bir marka tescil başvurusuna rastlanıldığında hemen itiraz edip, benzer markanın
tescilini engelleme şansınız olacaktır. Bu tür tescil engellemeleri, işlerin büyüyüp
içinden çıkılmaz hale gelmesini önlemektedir. Aksi takdirde başka firmaların benzer
markalarının iptal davaları için adliye koridorlarında başınız çok ağrıyacaktır.
Görüldüğü gibi markalaşma ve bir marka kültürü yaratmak öyle soyut sözler ve tanımlamalarla
gerçekleştirilebilecek bir konu değil.Yukarıdaki gibi daha bir çok somut ayrıntı
ve uygulama, marka anlayışını daha doğru, uygulanabilir ve önemsenebilir hale getirecektir.
Herşeyden önce marka koruması ve markalaşma kültürünün yerleşmesi için, tescil ve
patent uygulamalarına öncelik verilmesi önemlidir. Aksine markayı sağlam bir temele
oturtmadan yapılacak tüm reklam ve tanıtım süreçleri olumsuz sonuçlara, istenmeyen
maliyetlere yolaçabilecektir. Marka yaratırken bir bütünlük içinde pazarlama uzmanları,
marka vekilleri ya da patent uzmanları ile eşgüdümülü çalışan bir firma yönetim
kadrosunun oluşturulması (Özellikle pazarlama ve satış birimleriyle) firma ölçeğinde
bir markalaşma atmosferi ya da kültürü oluşmasını sağlayacaktır. Ülke ekonomosi
ölçeğinde bu kültürü yakalamak ise tüm yurttaşların, devletin, ekonomik birimlerin
ortak çabasıyla mümkün olacaktır. Dünyada ekonomik rekabetin bir savaşa dönüştüğü
bu ortamda, firmalarımızın gerek AB ülkeleri gerekse diğer gelişmiş ekonomisi olan
ülkelerin piyasalarında varolması ve tutunabilmesi için kendi markalarımızı yaratmak
ve markalaşmayı teşvik etmekten başka yolumuz yok gibi görünüyor.