Markalaşma
Markalaşma ve Reklam
Son günlerde üzerinde sıkça konuşulan iki kavram. Bu iki kavramın birbirinden bağımsız
düşünülmesi, ne markalarımızın reklamsız, ne de reklamı yapılan ürünümüzün markasız
hayat bulabilmesi imkansız. Çünkü, markalarımız bir harf ya da bir amblem olmaktan
çok şirket kültürümüzün, kalitemizin, farklılığımızın ve hizmetlerimizin tüketicilere
sunulmasını, reklam ise markalarımızın tüketicinin zihninde yer etmesini sağlıyor.
Markalaşma kavramının giderek önem kazanması ve firma bütçelerinde reklam harcamalarının
paylarının artması da bunun en büyük göstergesi.
Dünya ticaretinde rekabetin her geçen gün artması ve ticari sınırların hızla ortadan
kalkmasıyla birlikte ürünümüze bir isim, bir kişilik ve ayırt edici bir özellik
kazandırmak için markalarımızı kullanmamız daha çok önem kazandı. Tüketicilere sunduğumuz
ürün ya da hizmet kalitesi markalarımız ile temsil ediliyor. Çünkü artık sağlık,
çevre ve kalite standartlarına uygun üretim yapmak bizi diğer üreticilerden farklı
kılmıyor. Çağa uyum sağlayan kuruluşlar mal ve hizmet üretme, kalite arttırma çalışmaları
kadar oluşturdukları imajlarını da pazarlamaya çalışıyorlar. Bugün dünyada büyük
şirketlere baktığımız zaman marka değerlerinin milyonlarca dolar tutarında olduğunu
görüyoruz. Pek çok tanınmış markaya sahip olan ülkenin de, dünya ekonomisinde söz
sahibi olduğu aşikar.
Dünyanın en değerli 100 markasında 58 firma ile ilk sırada yer alan A.B.D. bunun
en güzel örneği. Markalaşmanın hem firma sahibine hem de ülkeye sağladığı katma
değer azımsanmayacak bir gerçek.
Ülkemizde de marka tescil başvuru sayısında meydana gelen artış firmalarımızın markalaşmanın
önemini yavaş yavaş anlamaya başladığını gösteriyor. 2002 yılında başvurusu yapılan
marka sayısı 35 bin 819 iken, bu rakam 2003 yılında 38 bin 210 çıkmış. Markalaşmaya
ülke olarak verilen öneme işaret eden bir diğer nokta ise Türk ürünlerinin uluslararası
pazarlarda sahip olduğu imajı iyileştirebilmek ve bu pazarlarda tutunabilmelerini
sağlamak üzere oluşturulmaya çalışılan ?Turquality? sembolü. Sembolün kullanımı
ile ülkemiz firmalarının uluslararası pazarlarda rekabet şansının artması ve yıllardır
süre gelen fason üretici imajının silinmesi amaçlanıyor. Bu amaç doğrultusunda uluslararası
arenada başarı yakalamış bir çok markamız mevcut. Mavi Jeans, Zeki Triko, Arçelik,
Beko, Vestel bunlardan sadece birkaç tanesi.
Ancak, bu başarıda etkin rol oynayan bir diğer aktör de ?Reklam?. Reklam; küreselleşmenin
etkilerinin her geçen gün artması ve üretici ile tüketici arasındaki mesafelerin
uzaması nedeniyle hem yurt içinde hem de yurt dışında markalarımızın bilinilirlik
kazanması sağlanıyor. Yani, üretici ve tüketici arasında bir köprü görevi üstleniyor.
Bunun yanında, reklam, · Yeni pazarlara girmemizi, · Pazar payımızın artmasını,
· Satışlarımızın sürekliliğini, · Markamızın tüketici zihninde şekillenmesi ve kalıcı
olmasını sağlıyor. Reklamın sağladığı pek çok avantaja rağmen gelişmiş ülkelerin
tersine, ülkemizde son dönemlere kadar reklam harcamalarına ayırılan payın çok az
olduğu görülüyor. Ancak, reklam yatırımlarının GSMHdan aldığı pay ne kadar fazlaysa,
ülkelerin gelişmişlik düzeyi de aynı oranda artıyor. Ülkemizde, reklam yatırımları
her yıl artmakla birlikte 1994 ve 2000 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerden sonra
yatırımlarda büyük bir azalma meydana geldiği görülüyor.
Çünkü firmalarımız, yaşanan ekonomik krizlerde ilk önce reklam harcamalarından kısıyorlar
Ancak, reklam için ayrılan bütçenin, uzun dönemde firmalara bu değerin çok daha
üstünde bir katma değer sağladığı bilinen bir gerçek. Artık firmalarımızın mümkün
olan her sektörde özgün markalar yaratmaları, bu markalarını da reklam aracılığı
ile tüketicinin beğenisine sunmaları gerekiyor. Aksi takdirde her geçen gün artan
rekabet ortamında kaybolup gitmeleri kaçınılmaz olacaktır.