Agah Patent Marka Tescil Agah Patent
"Bilginin tecrübe ile buluştuğu nokta..."
DanışmaHattı
0212 451 07 37
Markalaşma
Markalaşmanın Önemi

Marka, bir firmanın ürünlerini tanımlamakta ve firmayı rakiplerinin ürünlerinden/hizmetlerinden farklılaştırmakta kullanılan bir isim, terim, işaret, sembol, tasarım (dizayn) veya bunların bazı kombinasyonlarıdır.

Marka maddi ve maddi olmayan özelliklerin bir karışımıdır. Maddi özellikler ürün ve ambalaj; maddi olmayan özellikler ise marka ismi, logo, ambalaj tasarımı, iletişim ve bunların oluşturduğu intibadır. Marka olmaksızın ürün sadece bir maldır. Marka olduğunda ürün kimlik sahibi olur ve bu kimlik müşteriye beklentilerinin karşılanacağına dair verilen söz yerine geçer.

Dolayısıyla marka, alıcıya ürünün kalitesi hakkında bir fikir ve güvence verir. Ayrıca markalı malların iadesi de kolay olur, alışverişte etkinliği arttırır, tanınması ve seçilmesi kolay olur. Müşteriler açısından bu sayılan yararların yanında marka ürünün/hizmetin satıcılarına da çeşitli yararlar sağlarlar. Örneğin, siparişlerin işlenmesi ve izlenmesi kolaylaşır, taklit ve kopya gibi haksız rekabet karşısında korunma sağlar. Krizlerden doğan olası olumsuz etkileri azaltır. Yine, müşteriler açısından garanti belgesi işlevi gördüğünden işletmeye ve ürünlerine olan sadakati arttırır. Firma imajının oluşturulması, rakipler karşısında farklı olunması, reklâm faaliyetlerini kolaylaştırması, ürünlerin aracılara pazarlanması, firma için şerefiye ve marka sermayesi oluşturulması konularında yararlar sağlar. Toplum açısından en büyük yararı ise tüketicilerin korunmasına katkı sağlamasıdır.

Markanın bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektördeki konumunu tümden belirleyecek bir önemde olması, markalaşma anlayışını ön plana çıkarmaktadır. Firma ya da sektör dışında oluşan gelişmeler de markalaşmaya yaşamsal bir önem kazandırmaktadır (Örneğin, tekstil ticaretinde kotaların kaldırılması). Buna benzer gelişmeler hem iç hem dış pazarlarda rekabeti daha da körükleyecek, bu da markalaşan veya marka oluşturan firmaların yarışta bir adım önde olmasını sağlayacaktır.

Markalaşma, tüm işletme stratejilerinin bir bütün olarak ürüne odaklanması sonucu oluşur. Bu anlamda kalite, yönetim, pazarlama, finans, müşteri ilişkileri stratejileri bir bütün olarak bir markayı oluşturur. Kalite, marka oluşturmanın ilk aşamasıdır. Ancak marka oluşturma açısından yeterli değildir. Markalaşma için kalitenin iyi pazarlanması gerekir. Bu açıdan bakıldığında markalaşma, pazarlama stratejilerine bağlı olarak şekillenen bir süreçtir. Ürün ya da hizmetinizin markalaşabilmesi, onun iç ya da dış piyasalarda nasıl ve ne şekilde pazarlanabildiğine bağlıdır. Bunun için yapılması gereken faaliyet markanın tüketici zihninde konumlanmasıdır. Konumlama, ortaya konacak fiziksel özellikler kadar duygusal öğelere de yer vermelidir. Konumlandırılan bir markanın müşterileri ile buluşması için yayılma stratejileri belirlenmelidir. Yayılma için ise marka iletişim kanallarının tespiti ve doğru tercihi gerekmektedir. İletişim kanallarının çok çeşitli olduğu günümüzde farklılık oluşturulması iletişim kanallarının etkin kullanılması ile gerçekleşir. Marka iletişimi, marka oluşturmada en uzun süreli ve en maliyetli olanıdır. Bunların yanında ürünün satılmasında hedeflenen pazarın belirlenmesi ile beraber ürünün tescil ile korunması da öncelikli konulardır.

Bir işletme, marka stratejisi belirleme aşamasında beş alternatife sahiptir. Bunlar; (a) Dizi genişletme, (b) Marka genişletme, (c) Çok marka, (d) Yeni markalar ve (e) Birlikte marka kullanmadır. Ürünün nasıl, ne şekilde pazarlanacağı, ambalaj, logo, marka ismi gibi önemli detaylar pazarlama stratejisini yönlendirecek olan pazarlama uzmanlarınca belirlenmelidir. Pazarlama yönetimi burada hedef kitle ve piyasaları dikkatle incelemelidir. Örneğin en basitinden, ürün için seçilecek marka isminin Türkçe veya yabancı bir dilde olması, uzun ya da kısa olması, kelime ya da kelimelerin okunma kolaylığı, vurguları, logonun biçimi, sloganların seçimi gibi önemli ayrıntılar bu aşamada ortaya çıkacaktır. Bu konuda Marka ve Patent Vekilleri Derneği`nin marka ile ilgili tavsiyeleri bulunmaktadır. Bunlar:

  • Marka akılda kalıcı, dikkat çekici ve mümkün olduğunca kısa olmalıdır.
  • Marka üzerinde kullanılan renk ve şekiller, insanlar üzerinde etki bırakacak nitelikte olmalıdır.
  • Marka hedef kitle tarafından anlaşılabilir olmalıdır.
  • Markanın, üretilen mal veya hizmetin adı haline gelmesini (jenerik olması) önlemek için markanın kendisi ile birlikte ürün ya da hizmet de belirtilmelidir.
  • Marka oluşturulurken şirket ismi değil, ürünün markasının kendisi ön planda olmalıdır.
  • Marka tek bir ürün ya da tek bir faaliyet alanı için kullanılmalıdır.

İyi bir marka ile ilgili temel özellikler ise şunlardır:

  • Kolay akılda kalır olması,
  • Telaffuzu kolay olması,
  • Olumlu mesaj vermesi,
  • Ürünle ilgili yönlendirici veya fikir verici olmasıdır.

Buna benzer detaylar, markanın piyasada tutunabilmesi, dahası firma genelinde bir marka anlayışı ve kültürü oluşması için birer başlangıç olarak kabul edilebilir. Ayrıca seçilen markanın kullanılacak ürün veya hizmetler için marka kanunları bakımından tescil edilebilirliği için Marka ya da Patent Vekillerine danışılmalıdır. İlgili marka sadece üretilecek mal veya hizmet için değil, ona yakın ürünler için de araştırılmalıdır.

İhracat açısından bakıldığında, markanın ihraç yapılan ülkede de araştırılması, hem ilgili ülkenin marka kanunları bakımından, hem de isim, logo ya da işaretin tutunabilirliği açısından kapsamlı olarak incelenmesi gerekmektedir. Genellikle ihracat yapılan ülkenin diline uygun isim ve işaretlerin seçilmesi bazı sorunlar oluşturabilmektedir. Çünkü kullanılan isim ya da markanın ihracat yapılan ülkede tescilli olma olasılığı yüksektir.

Ayrıca, marka başvurusu ya da tescilinden sonra, tescile gerek duyulmayan ama markayla benzeşen isim ya da markaların tescilini yaptırmak da önemlidir. "Marka izleme" denilen bu takip sürecinde, tescil ilanlarına çıkan kayıtların marka vekili tarafından izlenmesi, ilanlarda markayla benzeşen herhangi bir marka tescil başvurusuna rastlanıldığında hemen itiraz edip, benzer markanın tescilinin engellenmesi gereklidir.

Bir marka başlangıçta piyasaya iyi bir şekilde yerleşmiş olsa bile sonradan piyasaya rakiplerin girmesi, tüketici tercihlerinin değişmesi vb. nedenlerden dolayı, o markanın konumunun değiştirilmesi gerekebilir. Buna karar vermek için de; markayı başka bir dilime kaydırma maliyetleri (kalite, ambalaj değiştirme, reklâm gibi) ile markanın yeni konumundan sağlanacak gelir dikkate alınmalıdır.

Bir markaya sahip olan işletmeler ise marka değerini arttırmalıdırlar. Bunun için tüketicileri dinlemeli ve tüketicilerle duygusal bağlar kurmalıdırlar. Ayrıca markaları, basit ve yalın olmalı, hızlı algılama sağlamalı, verdiği sözleri tutmalı, tüm duyulara hitap etmeli ve verdiği mesajı tekrarlamalıdır.

Marka koruması ve markalaşma kültürünün yerleşmesi için, tescil ve patent uygulamalarına öncelik verilmesi önemlidir. Markayı sağlam bir temele oturtmadan yapılacak tüm reklâm ve tanıtım süreçleri olumsuz sonuçlara, istenmeyen maliyetlere yol açabilecektir. Marka oluştururken bir bütünlük içinde pazarlama uzmanları, marka vekilleri ya da patent uzmanları ile eş güdümlü çalışan bir firma yönetim kadrosunun oluşturulması (özellikle pazarlama bölümüyle) firma ölçeğinde bir markalaşma atmosferi ya da kültürünün oluşmasını sağlayacaktır.

Dünyada ekonomik rekabetin acımasız olduğu bir ortamda, firmaların gerek AB ülkeleri gerekse diğer gelişmiş ekonomisi olan ülkelerin piyasalarında var olması ve tutunabilmesi için ulusal markaların oluşturması ve markalaşmayı teşvik etmekten başka çıkar yol yoktur.

Uzmanlar, ülkelerin ekonomileri durgunluk döneminde iken markalı ürünlerden daha ucuz ve markasız ürünlere yöneliş olduğunu, ancak, ekonomilerin iyileşme ve yükselişe geçtiği dönemlerde ise tüketicilerin yeniden markalı ürünlere yöneldiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, markalı ürün satışlarının ülkelerin ekonomik gelişmeleri ile doğrudan ve yakından ilgili olduğu belirtilmektedir.

Pazarlama, büyük ölçüde bir marka inşa etmek sanatıdır. Marka olmayan bir şey, muhtemelen temel ürünlerden sayılacaktır. Bu durumda ise, önemli olan tek şey fiyattır. Tek geçerli özellik fiyat olduğu zaman kazanan şirket, en düşük maliyetli şirket olacaktır. Geçmişte Japonların günümüzde ise Çinli firmaların yaptığı şey rekabet gurusu olan M. Porter`ın düşük maliyet liderliği adını verdiği bu stratejidir. Özellikle ülkemiz firmalarının bu stratejiyi izleyerek Çin rekabeti karşısında başarılı olamayacağı şimdiden görülmektedir. Öyleyse yapılacak en akıllı şey farklılaşmaktır. Bu da marka olmayı gerektirir.

Çinli firmalar da düşük maliyet liderliği stratejisinden sonra, aynı Japon firmalarının yaptığı gibi kaliteye odaklanarak marka olma yolunu seçecekleri senaryosundan hareketle Türk firmaları bu çalışmalara bir an önce başlamalıdır. Bu, rekabette hayatta kalmak için kaçınılmaz bir gerçektir. Çünkü sadece rekabet değil, tüketici tercihleri de devamlı değişmektedir. Dolayısıyla bu değişim sonucu ortaya çıkan farklı gereksinimleri karşılamak ve bunu marka olmuş ürünle veya firma olarak yapmak önemli olacaktır. Ayrıca bir ülkenin ürünlerine yönelik imajın oluşumunda, sadece firmaların çabası yeterli değildir. Tüketicilerin o ülke ile olan yakınlıklarının derecesi de önemli bir etkendir. Tüketicinin söz konusu ülkede yaşaması, bu ülkeyi ziyaret etmesi veya aynı dili konuşması, ayrıca medyanın da bu ülke hakkındaki yayınları gibi faktörlere dayanarak tüketiciler o ülkeye bir yakınlık duyabilir.

Bütün bu marka oluşturma ve markalaşmanın gerekliliğine ve önemine rağmen, Türkiye`nin bir dünya markası oluşturması şu anki yapıda oldukça zor görünmektedir. Çünkü ülkemizde marka olmak çok zordur. Bunun nedenlerinden biri yüksek maliyettir. Araştırmalara göre, sadece Amerika`da bir marka oluşturmak için gereken bütçe 200 milyon dolar civarındadır. Ülkemizde ise bu rakam 2.5-3 milyon dolar civarındadır. Şu anki ekonomik yapı içinde bir firmanın tek başına böyle bir maliyetin altına girmesi mümkün değildir. Yine, Türkiye`nin markalaşması için yurt dışında sağlam bir imaj oluşturması gerekmektedir. Türkiye öncelikle bunu başarır ve yurt dışında imajını yükseltebilirse dünya markaları oluşturması mümkün olabilir.

Müşterinin velinimet olduğu, "ürünlerin az, talebin çok" olduğu yıllarda, üretici güçlüyken gözardı edilebiliyordu. Süper rekabet çağında işler değişti. Şimdi "ürün çok, para az." Tüketici birçok seçenekle karşı karşıya. Fırtına da burada kopuyor. Her şirket, her ürün tercih edilmek istiyor. Müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşan pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor. Aslında insan Nijerya"da da, İsveç"Te de özünde aynı. Her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde. "Evrensel ihtiyaçlar" çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, pazarlamacılar herşeyden önce "15 Evrensel ihtiyacı" iyi anlamak zorundalar. Aksi takdirde, okyanusun ortasında yakıtı biten bir gemi gibi kalabilirler.

Süper rekabet çağında tüm kuruluşların bir tek hedefi var, müşteri kazanmak ve müşteriyi elde tutmak. Yüzlerce yıl önce de durum aynıydı, müşteri velinimetti ve sadakat iki taraflı olmazsa kaybedilen bir ilişki türüydü. Ancak, bu gerçek ürünlerin az, talebin çok olduğu yıllardaki üreticinin güçlü konumu karşısında göz ardı ediliyordu. Oysa şimdi, ürün çok, para az; arz bol, talep az. İnsanlar seçimlerini akıllıca yapmak istiyorlar. Kendilerine yakın olmayan, sevmedikleri kuruluşlardan hızla uzaklaşıyorlar. Pazarlama dünyası veriler içinde boğuluyor, müşterinin kalbine gidecek en etkin yolu belirlemek için uğraşıyor. Yol haritasının her yanında başarılı diyalog kurabilme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Marka yönetiminin kuralları değişiyor.Geçmişte, yalnızca marka ismi bilinirliğine yatırım yapan kuruluşların belirli bir ticari başarıyı yakalaması mümkün olabiliyordu. Türk reklamcılığının değişmeyen çizgisinde de isim yerleştirmeye yönelik kampanyaların oranı oldukça yüksek. Reklam kuşakları jingle"lar, renkli dekorlar, ünlüler ve akılda kalacak kafiyeli sloganlara dayalı filmlerle dolu. Tüketiciyi üç yaşındaki çocuklar olarak gören bu şarkılı, türkülü, defileli, inekli, böcekli, çiçekli çalışmalar, aslında kapanmış bir dönemin son kalıntıları. Kısa bir süre sonra, samimiyetten uzak, müsamere görünümlü reklam filmlerinin dönemi tümüyle bitecek, çünkü yalnızca marka ismini tanıtmak amacıyla her tür efekti kullanan yaklaşımlar, ikinci basamakta okyanusun ortasında benzini biten bir gemi gibi kaldıklarında gerçekleri kabul etmek zorunda kalacaklar. Marka yönetimi ciddi bir iştir ve uzun dönemli stratejilere dayanır, yalnızca bir reklam filmine milyarlar dökerek dikkat çekmek aslında bir kendini imha programının ilk basamağıdır. Başlangıçta marka tanınır, satış gelir, ancak daha aklı başında sözler söyleyen yeni bir marka çıktığında, müşterileri gözlerini kırpmadan eskileri atıp, yeniye koşar.
Tüm uzmanlar kabul ediyor ki, marka sadakati oluşturmak ve koruyabilmek giderek bir hayal haline geliyor. Ürünlerin performansları birbirine benzediği için, öncelikle daha ucuz olanı seçmekten artık kimse utanmıyor. Yeni çıkan markalar kısa bir süre sonra, havalı olma özelliğini yitirdiği için ürünlerin yaşam eğrileri de yeni dünyanın hızlı düzenine göre planlanıyor.
Pazarlama dünyası tüketicilerin davranışlarını yönlendirebilmenin ve reklam mesajlarına tüketicileri inandırabilmenin güçleştiğini kabul etmekte zorlanıyor ve değişmek zorunda olduğunu kavrıyor. Aslında bu kabul başarının anahtarını da birlikte getiriyor. Samimi bir biçimde müşteriyi anlamaya yöneldikçe, ortaya hep aynı gerçek çıkıyor. Başarılı pazarlamanın püf noktası samimi olmak. Samimiyet içinse diyalog gerekli.
İnteraktif mecralardaki reklam harcamalarının büyümesinin gerisinde bu diyalog ihtiyacı yatıyor. Jupiter Research isimli bir araştırma kuruluşunun hazırlamış olduğu bir rapora göre, ABD"de internet reklamcılığına ayrılan bütçe 2007 yılında 14 milyar dolara erişecek. İnternet reklamcılığındaki patlamanın gerisinde, tüketicilerle diyalog kurabilme ihtiyacı yatıyor. Gerçek anlamda interaktif olunabilecek bir mecra sunan internet, markalara hedef kitleleriyle konuşma, onlara yakın olma, gereksinimlerini anlama ve en önemlisi sürekli bir biçimde yapılanların verimliliğini ölçebilme zemini sağladığı için tercih ediliyor.
İnsanlar her zaman güven, birey olma, ait olma, kendini geliştirme, saygı, sevgi ihtiyacı içinde olacak. Barem/Research International"ın yapmış olduğu evrensel ihtiyaçlar çalışmasının da ortaya koyduğu gibi, Nijerya"da da, İsveç"te de insan özünde aynı insan. Pazarlamacıların herşeyden önce 15 Evrensel ihtiyacı iyi anlaması ve diyaloglarını bu eksende oluşturması gerekli. Tüm dünyadaki insanların ortak ihtiyaçları:
Sağlıklı olmak, eğlence, self - indulgence (kendini şımartma ihtiyacı), uyum, bilgi, bireysellik, güvenlik, saygı, çekicilik, aşk, ait olma, kontrol, gelenek, liderlik ve özgürlük.
Marka uzmanı Ray Podder"ın hazırladığı bir çalışmada ortaya koyduğu gibi markaların geleceğini davranışbilimciler, pazarlama ölçümleri, ürün tahminleri, testler değil insani ihtiyaçları anlama becerileri belirleyecek. İnsanlar aslında özünde hep aynı olduğu için, başarılı bir pazarlama iletişimi yapabilmek için Podder şu noktalara dikkat edilmesini öneriyor:
1. Dikkatle gözlemleyin. Yalnızca pazar verilerini ölçmekle yetinmeyin, bu verilerin gerçekte ne ifade ettiğini anlamaya çalışın. Kullanıcıların satın alma davranışlarından onlar hakkında genelleme yapmaya kalkışmayın. Bunun yerine, o ürünü satın alırken müşteriyi neyin harekete geçirdiğini anlamaya çalışın. Müşteriyi çok iyi anladığınız varsayımına ulaşmadan önce, sonuçları zaman, koşullar ve tüm diğer unsurların ışığında ele alın.
2. Kendiniz olun. İnsanlar fikirlere ancak onların gerçek olduklarını düşündüklerinde inanırlar. Gerçek olmak için rol yapmamak gerekli. Müşterilerin sizin kendilerine nasıl davranmanızı beklediklerini gösteren tahminlere bakmayın. İşe yaramayacaktır. Müşterinize ulaşmanın yolu samimiyetten geçiyor. Samimiyetsizliğin sesi yüksek çıkar ve herkes zaten hemen dürüst olmadığınızı anlar.
3. Konumlandırmanızı kendiniz yapmayın. Bırakın sizi müşterileriniz konumlandırsın. Pazarlama mesajları, görsel unsurlar, sloganlar yalnızca küçük kültürel eğlenceler olarak işe yarayabilir ve kendisinden daha eğlenceli bir başka reklam ortaya çıktığında unutulmaya mahkumdur. Markanıza dikkat çeker, bilinirlik oluşturabilir. Ancak, kendinize sormanız gereken soru bunun ne pahasına olduğudur. Biz pazarlamacılara düşen görev kendimizi nasıl paketlediğimiz olmamalı.
4. Çalışmalarınızı müşterilerinizin bakış açısı üzerine kurun. Kime hizmet ettiğinizi tam olarak anlamaya çalışın. İşinizin temel değerlerini anlayın ve rakiplerinizden daha iyi hizmet etmek için neler yapacağınızı araştırın. Pazarlama stratejilerinizi müşteri beklentileri üzerine kurun, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
5. Diyalog kurmak için iyi dinleyin ve her fırsatı kullanmaya çalışın. Onu çeşitli programlar, yöntemler, aletlerle izlemeye ve yaptıklarını gözetlemeye uğraşacağınıza, sizinle diyaloğa girmesini sağlayabilecek orjinal çözümler bulun.

Markalaşma, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülke firmalarının dünya pazarlarında yer sahibi olma ve ticaret hacmini arttırma bakımından çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Pek çok firma markalaşmak için yüksek reklam giderlerini göze almakta ve piyasada adlarını markalaştırmaya yönelik girişimlerde bulunmaktadırlar. Markalaşmanın önemini açıklamadan önce marka tanımından kısaca bahsedecek olursak, marka 556 sayılı markaların korunması hakkındaki kanun hükmünde kararnameye göre, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir. Amerikan Pazarlama Birliği tarafından ise, marka; bir satıcı ya da satıcılar grubunun ürünlerini ya da hizmetlerini tanımlamaya ve rakiplerinden ayırmaya yarayan isim, sembol, terim işaret veya desen veya bunların kombinasyonu olarak tanımlanmıştır.

Bu resmi tanımlamalar haricinde yaklaşık olarak 1000e yakın marka tanımı bulunmaktadır. İnsanların birçoğu markayı müşterilerin bir ürün, hizmet, ticari unvan veya imajla ilgili bir fikir ürünü olarak tanımlarlar. Bunun yanında markayı diğer birkaç popüler ifade ile değerlendirirsek; kullanım sağlayacak güvenilen ve inanılan bir ürün, hizmet ideali veya istenen tatmin düzeyini temsil eden değer, müşterinin kalbinde ve zihninde oluşturduğu bir yaşam biçimi, ekonomik bir varlık vs Kısacası, marka, satın alınacak olan ürünlerin güvenilir olması, kalitesinin güvence altına alınması anlamında bir vaattir, salt rekabetten daha iyi bir şekilde tüketicileri hedefleyen bir tekliftir. Marka, bir değere sahiptir ve bu özelliği ile soyut bir kurumsal aktiftir.

Üreticiler ve Tüketiciler Açısından Marka

Marka tanımlamasını yaparken alıcı-satıcı gibi çok önemli bir unsur göz ardı edilmemelidir. Bu iki aktör, koşulları, görüş açıları, beklenti ve ihtiyaçları farklı olsa da direk marka ile ilintilidir. Bu yönüyle markayı birbirinden ayrılmaz dört ana öğe ile tanımlarız: Tatmin, İlişki, Beraberlik ve Hikaye. Yani bir marka, müşterinin bir ürün ya da hizmeti satın alma ve kullanım sürecinden beklediği ana tatmin, bu ürün veya hizmetin pazarlama faaliyetlerinde etkileşimde bulunarak oluşturduğu beraberlik, bu beraberliğin sonucu olarak doğan bir alıcı-satıcı ilişkisi ve tüm bunların tıpkı insan yaşamı gibi doğma, büyüme ve gelişme gibi olaylar bütünü sonucu ortaya çıkan bir hikaye Marka kullanımının hem üreticiler hem aracı firmalar hem de tüketiciler için küçümsenemeyecek yararları vardır. Üreticiler açısından marka, talep yaratmada, malı alıcılara çekmede, mala bağlılık yaratmada, üreticilerin piyasaya yeni mallar sürerken zorlanmamasında önemli rol oynar. Aracı firmalar açısından baktığımızda marka siparişlerin işlenmesinde, taklit veya kopya gibi haksız rekabete karşı korunmada, müşterilerin bağımlılığını arttırmada ve pazarın bölümlenmesini kolaylaştırmada önemli rollere sahiptir. Son olarak, tüketiciler açısından marka; malın kolaylıkla tanınmasını sağlar, ürün kalitesi hakkında tüketiciye fikir ve güvence verir, malın iadesinde kolaylık sağlar ve bu sayede tüketicinin otomatik olarak korunmasını sağlar. Tüm bu özellikleri ile marka, tüketiciyi, üreticiyi ve aracı firmayı koruyan kurumsal bir yapıdır.

Markalaşmanın Tarihsel Süreci

Markalaşmayı ve marka adlarını ortaya çıkaran en önemli sebep üreticilerin, ticaret ve tüketiciler üzerinde bir denetim ve etkinlik sağlama gereksinimidir. Bu gereksinimin tarihsel sürecine baktığımızda, sanayi devrimi döneminde üreticilerin markasız mallarını toptancılara daha ucuza satmak zorunda olduklarını görmekteyiz. Bunun ana nedeni üretici ve tüketici arasında iletişim sürecinin iyi işlememesidir. Üreticinin kendisini ön plana çıkaran en büyük gelişme teknolojik ilerleme ve talep artışıdır. Bu etkenler sayesinde üreticiler yatırım ve reklam ile toptancıların gücünü kırma fırsatı elde etmişlerdir. Talebi sürekli kılma ve pazarın dinamiğini oluşturma bakımından reklamın büyük önemi vardır. Bu süreç içinde üreticiler toptancılara, ürünlerinin dağıtımı için en iyi olanakları sunmakla uğraşmışlar ama bu da karda bir sıkışmaya sebep olmuştur. Bu durumu aşmak için ürünlerini farklılaştıran üreticiler, ürünlerine adlar vererek, koruma için patentler alarak, ürünleriyle tüketiciler arasında toptancılar ve perakendeciler üstünde bir ilişki kurmaya başlamışlardır. Marka yatırımının başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bu süreç içinde yaratılmış ve günümüzde de varlığını sürdüren birkaç markaya Levis(1873), Coca Cola (1886) ve Maxwell Hause (1873) gibi markaları örnek verebiliriz. Marka bu gelişim sürecinden sonra ürünü niteleyen, tanımlayan, diğerlerinden ayırt edici bir karakter olarak tanımlanabilmektedir.

Pazarların üretici pazar olduğu, tüketimin üretimce yönlendirildiği zamanlarda, üreticiler mallarını sadece fiziksel şeyler olarak algılamışlardır. Bu bağlamda mal ile marka arasındaki farklılık ilkel pazarlar ile günümüzdeki pazarlar arasındaki farklılık ile de açıklanabilir. İlkel pazarlar döneminde bir şişe süt sadece fiziksel ve işlevsel özelliği ile değerlendirilmekteydi. Daha sonraları pazarın gelişmesi ile birlikte üreticiler güçlenmiş, ürünlerini markalama sürecine girmiş, marka adı ve logolar ile ürünlerin farklılaştırılması temel bir araç haline gelmiştir.

Markalaşma Kültürü

Pek çoğumuz marka dediğimiz kavramın sadece bir ürün logosu ya da bir kutunun üzerindeki amblemden çok daha fazlası olduğunu çok iyi biliyoruz. Markayı yaratan fikir ve uygulamaların, bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektördeki konumunu tümden belirleyecek konumda olması markalaşa anlayışını daha da ön plana çıkaracağı artık kesinleşmiş durumda. Markalaşmanın önemini arttıran şeyler sadece bir firmanın kendi ürününü tutundurma çabalarının bir sonucu olarak görülmemelidir. Firmanın ya da sektörün dışında oluşan kimi gelişmeler de markalaşmaya yaşamsal önem arz etmektedir (Dünya Ticaret Örgütünün tekstil ticareti kotalarını kaldırmış olması gibi). Bu tarz gelişmeler hem iç hem de dış pazarlarda rekabeti daha da körükleyecek, bu da elbette markalaşan veya marka yaratan firmaların yarışta bir adım önde başlamasını sağlayacaktır. Yurtiçinde ya da yurtdışında marka olabilmiş, ürünü tanınmış ve güvenilir bir marka haline getirebilmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden kat kat fazla üretim hacmi ve istihdamı olan ama markalaşmamış firmalardan çok daha yüksek kar marjları elde edip, sadece markaları üzerinden büyük bir artı değer yaratmaktadırlar. Bu farkı yaratan şey ise, kalite ve güvenilirlik konularında kendini ispatlamış bir marka yaratabilmekte yatmaktadır. İş sadece kalite ve güvenilirlikle bitmemektedir elbette. Kimileri kaliteyi ön plana çıkarıp bunun markalaşma için yeterli olacağı hatasına düşmekte ve bu da markalaşmadan beklenen yararın hüsranla sonuçlanmasına neden olmaktadır. Markalaşma kültürünü yaratan şey, tüm kurumsal stratejilerinin bir bütün olarak ürüne odaklanması sonucu oluşmaktadır. Bu anlamda markalaşma kültürü markalaşma stratejilerinin toplamından ibarettir. Kalite, yönetim, pazarlama, finans, müşteri ilişkileri stratejileri bir bütün olarak bir markayı yaratmaktadır.

Marka Tescili

Türk hukukunda markalarla ilgili yasal düzenleme olan 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname de markanın tanımı yapılmamakla beraber, KHK.nın 5. maddesinde marka niteliğine sahip olabilecek işaretler sayılmış ve nelerin marka olabileceği belirtilmiştir. Bu durumda marka bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malları biçimi veya ambalajlarının gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir hükmünden anlaşılacağı üzere bir teşebbüsün diğer teşebbüsten ayırt etmesini sağlaması koşuluyla her türlü işaret marka olarak kabul edilebilecektir.

6. madde de ise KHK ile sağlanan korumanın tescil ile yapılacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. Bu anlamda 556 Sayılı KHK hükümleri incelendiğinde markanın özellikle aynı sınıflarda tescilli özdeş bir marka ya da benzer bir marka ile karıştırılma tehlikesine dayanarak korumanın ayırt etme ve köken belirtme açısından korumanın kapsamlarını düzenlendiğini ve bu temel üzerinde KHK nın biçimlendiğini söyleyebiliriz.

Tescilli marka sahibinin marka üzerinde kullanma, lisans verme, rehin verme, başkalarının markayı izinsiz kullanımını engelleme gibi bazı hakları bulunmaktadır. Ancak marka sahibinin bu kadar geniş haklarına karşılık tescil ettirdiği markayı kullanma zorunluluğu da bulunmaktadır. Markayı kullanma durumlarını tescilli markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden markanın farklı unsurlarla kullanılması, markanın yalnız ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılması, markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması ve markayı taşıyan malın ithalatı şeklinde sıralayabiliriz. Markanın kullanılmaması durumunda ise KHKnın 14. maddesinde belirtildiği gibi, haklı bir sebep olmaksızın markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl süreyle kullanılmaması veya kullanıma 5 yıl kesintisiz ara verilmesi durumunda marka iptal edilir.

Markanın kullanılacak ürün veya hizmetler için, marka kanunları bakımından tescil edilebilirliği de çok önemlidir ve bu konuda Marka ya da Patent Vekillerine danışılmalıdır. İlgili marka sadece üretilecek mal veya hizmet için değil, ona yakın ürünler için de araştırılmalıdır. Örneğin, giyim ürünleri için araştırılan bir marka, çanta, ayakkabı, kemer gibi diğer giyim aksesuarları için de dikkate alınarak araştırılması, olumsuz sonuçlar çıkması halinde bu marka üzerine yatırım yapılmaması önerilmektedir. Olaya ihracat açısından baktığımızda, eğer belirlenen marka yurtdışına yönelik olacaksa, bu markanın ihraç yapılan ülkede de araştırılması, hem ilgili ürünün marka kanunları bakımından, hem de isim ve işaretlerin seçilmesi bakımından önemlidir. Genellikle ihracat yapılan ülkenin diline uygun isim ve işaretlerin seçilmesi bazı sorunlar yaratabilmektedir. Çünkü kullanılan isim ya da markanın ihracat yapılan ülkede tescilli olma olasılığı yüksektir. Bu yüzden önce malı üretip, üzerine marka kondurup ihracat yapmak ve o ülkede tutunup tutunmadığına bakmak yerine, öncelikle markanın o ülkede tescil edilebilirliğini sağlamak, para, emek ve vakit kaybını önleyecektir. Ayrıca, marka başvurusu ya da tescilinden sonra, tescile gerek duyulmayan ama kendi markanızla benzeşen isim ya da markaların tescilini yaptırmak da önemlidir. Böylece bu isimlerin başka firmalar tarafından tescil edilip, ileride resmi olarak tescil taleplerini engellemek için markanızın benzerlerini belirleyip tescil ettirmek, hukuksal açıdan sizi haklı çıkaracaktır. Elbette ki bu iş ciddi bir takip sürecini gerektirmektedir. Bu gibi işler patent ve marka vekillik büroları aracılığıyla yapılabilmektedir. "Marka İzleme" denilen bu takip sürecinde, tescil ilanlarına çıkan kayıtların marka vekili tarafından izlenmesi, ilanlarda markanızla benzeşen herhangi bir marka tescil başvurusuna rastlanıldığında hemen itiraz edip, benzer markanın tescilini engelleme şansınız olacaktır. Bu tür tescil engellemeleri, işlerin büyüyüp içinden çıkılmaz hale gelmesini önlemektedir. Aksi takdirde başka firmaların benzer markalarının iptal davaları için adliye koridorlarında başınız çok ağrıyacaktır, ayrıca patent mahkemelerinin geç kurulması ve davaların çok uzun sürmesi de bu süreci işkence haline getirecektir. Görüldüğü gibi markalaşma ve bir marka kültürü yaratmak öyle soyut sözler ve tanımlamalarla gerçekleştirilebilecek bir konu değildir. Yukarıdaki gibi daha birçok somut ayrıntı ve uygulama, marka anlayışını daha doğru, uygulanabilir ve önemsenebilir hale getirecektir.

Türkiyede Marka ve Markalaşma

Ülkemizde markalaşmanın en yoğun olduğu sektör Tekstil Sektörüdür. Özellikle 90lı yılların başından itibaren firmalar kendi adlarıyla ve markalarıyla iş yapmaya başladılar. Önceleri birkaç tane kot markası varken daha sonra ihtiyaçlar ve müşterinin talepleri doğrultusunda binlerce marka ortaya çıktı. Bu markalar ülkemizde tutulduğu gibi diğer gelişmekte olan ülkelerde de tanınmaya başladı fakat markanın piyasada tutunabilmesi için olmazsa olmaz prensiplerden vazgeçilmeye başlanınca markaların altı boşalmaya başladı bu da tekstil sektöründe bir krizden bahsedilmesine neden oldu. Kriz ortamının oluşmasında markalaşmaya geç başlamış olmamız ve marka bilincini yeterince sağlayamamış olmamız büyük etkendir. Bu gecikmenin nedeni ise uzun yıllar, hatta bugün de devam eden süreçte, fasoncu bir ülke konumundan kurtulamamış olmamızdır. Krizin ağır etkileri ve kriz sayesinde piyasaya hakim konuma geçen yabancı firmalar fark edildikçe, üreticilerimiz fason üretimle bir yere gelinemeyeceğini anladılar. Yabancı markaların ülkede çok iyi satıldığını, kriz ortamlarında bile bu markaların ayakta kalabildiğini görünce insanlarımız belirli bir bilinçlenmeyle gerçek anlamda markalaşmaya doğru yöneldiler. Öncelikle 1995 yılında çıkan marka-patent kanununun böyle bir yönelişte etkili olduğu söylenebilir. Çünkü bu kanun, taklit mal imalatına çok ağır cezalar getiriyor. İş bu noktaya gelince de firmalar taklit marka kullanmaktansa tamamen kendilerine has olan bir marka oluşturup bununla pazara girmeyi tercih ettiler. Bunun haricinde fason mal yapmaktansa markayla piyasaya girmek kazancı ve verimliliği artırıyor, firmaların uzun süre pazarda kalmasını sağlıyordu. Firmalar bu gelişmelerden sonra tam anlamıyla marka bilinci ve kendilerine özgü modeller oluşturamadılar, dolayısıyla sadece gelişmekte olan ülkelerde kendi markalarını tutturabildiler. Özgün markalar oluştursalar bile bu markalara yeterince yatırım yapmadılar, aksine bir firma marka sahibi olduğu zaman öncelikle bu markaya yatırım yapmalıdır, yoksa sadece bu ismi tescillemiş olacaktır. İyi tanıtılmış bir marka Pazar payını hiçbir zaman kaybetmez. Markalı mal satan firma malını 10 liraya satıyorsa, markasız mal satan firma malını 1 liraya zor satar. Bu da bugün markanın kendi başına bir değer ifade etmesine ve alınıp satılan bir ürün olmaya başlamasına neden olmuştur. Öyle ki tanınmış markaların değerleri bugün milyonlarca dolarlarla ifade ediliyor. Bir firma batsa bile, elindeki markayı kiralama veya satma yoluna giderek para kazanabilir. Hazır bu konuya girmişken kısaca marka değerinden de bahsedecek olursak;

Marka Değeri

Günümüzde artık işletmelerin piyasa değerini oluşturan önemli bir varlık olarak görülen marka değeri, bir markayla, o markanın adıyla, simgesiyle bağlantılı ve bir firmaya veya firmanın müşterilerine ürün ve hizmet yoluyla sağlanan değeri artıran ya da azaltan aktifler ve pasifler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Marka değeri böylece markanın pazarlanması sonucu, marka bilgisinin farklılaşmasını da beraberinde getirmektedir. Marka değeri, gelecekteki nakit akışının bugünkü değeri, nakit akışının derecesi, meydana gelişindeki hız, var oluşundaki süreklilik ve bunların gelecekteki geri dönüşlerinin riskleri gibi unsurları da etkilemektedir. Kuvvetli bir marka ile zayıf bir marka arasındaki fark, kuvvetli bir marka değerinin yukarıda belirtilen unsurlarla pozitif ilişkisi bulunmasıdır. Genel olarak marka yönetiminin amacı, şirketin nakit akışının derecesinin yüksek, nakit sağlama potansiyelinin hızlı, markasının dayanıklı olmasını ve nakit akışlarının beklenen risklerden minimum şekilde etkilenmesini sağlamaktır.

Sonuç

Marka kavramı geçmişten bugüne basit anlamda aynı işlevini, yani diğer ürünlerden kendisini ayıran bir logo, şekil v.b. gibi kendisini göstermeye devam etse de, tüketim toplumumuz içinde kendisine artık çok daha farklı bir yer edinmiş, birey ile bir birliktelik (bireyi tamamlayan ve hatta bireyi birey yapan) içinde kendisine yer edinmiş bir kavram haline gelmiştir.

İşletmeler açısından, güçlü bir marka yaratabilmek, yüksek pazar payı ile birlikte yüksek satış ve kar anlamına gelmektedir, yani marka satılabilir bir değer olma özelliği kazanmıştır. Bir diğer önemli durum ise markanın tüketiciler üstünde bıraktığı sadakat duygusudur. Dağınık hale gelen medya ortamında, ağırlaşan rekabet koşulları içinde bu duyguyu yaratmak zorlaşmış ve markanın bu görevi büyük önem kazanmıştır. Bütün bu sebeplerden ötürü güçlü bir marka yaratmak işletmeler açısından olmazsa olmaz bir durum halini almıştır.

Marka koruması ve markalaşma kültürünün yerleşmesi için, tescil ve patent uygulamalarına öncelik verilmesi önemlidir. Aksine markayı sağlam bir temele oturtmadan yapılacak tüm reklam ve tanıtım süreçleri olumsuz sonuçlara, istenmeyen maliyetlere yol açabilecektir. Marka yaratırken bir bütünlük içinde pazarlama uzmanları, marka vekilleri ya da patent uzmanları ile eşgüdümlü çalışan bir firma yönetim kadrosunun oluşturulması (Özellikle pazarlama ve satış birimleriyle) firma ölçeğinde bir markalaşma atmosferi ya da kültürü oluşmasını sağlayacaktır. Ülke ekonomisi ölçeğinde bu kültürü yakalamak ise tüm yurttaşların, devletin, ekonomik birimlerin ortak çabasıyla mümkün olacaktır. Dünyada ekonomik rekabetin bir savaşa dönüştüğü bu ortamda, firmalarımızın gerek AB ülkeleri gerekse diğer gelişmiş ekonomisi olan ülkelerin piyasalarında var olması ve tutunabilmesi için kendi markalarımızı yaratmak ve markalaşmayı teşvik etmekten başka yolumuz yok gibi görünmektedir.


Türk Patent Enstitüsü Avrupa Patent Veritabanı Dünya Fikri Haklar Mülkiyeti
Marka Tescil Tasarım Patent / Faydalı Model Danışmanlık
Agah Patent Marka Tescil
Marka Markalaşma Patent Faydalı Model Endüstriyel Tasarım
e-posta: info@agahpatent.com
Marka Tescil Hattı : 212 451 07 37

Valid CSS Valid XHTML 1.0 Transitional