Patent
Patent Hakkı Nedir
Endüstriyel alanda elde edilen bir buluşun, başka bir işletme tarafından üretim,
yetki ve kullanım hakkının belirli bir süre için satın alınmasıdır.
Rüçhan hakkı nedir?
Eğer buluşun birden fazla ülkede korunması istenirse, ilk patent başvurusunun herhangi
bir ülkede yapılması tarihinden itibaren 12 aylık bir süre içinde aynı buluş için
başka bir ülkede başvuru yapma konusunda bir haktan yararlanılabilir, buna rüçhan
hakkı denir. Rüçhan hakkı öncelik hakkı anlamına gelir. İlk defa başvuru yapacaklar
için rüçhan hakkı söz konusu değildir. Daha önce yapılmış başvurular için rüçhan(öncelik)
hakkı söz konusudur.Bir başvuru sahibinin herhangi bir ülkede yaptığı başvurunun
tarihi ile bu başvurusuna dayanarak daha sonra yaptığı başvurunun tarihi arasında
üçüncü kişilerce buluş konusuna benzer bir konu için patent başvurusu yapılırsa,
o başvuru karşıt doküman olarak gösterilemez.
Başvuru sahibi, yararlanmak istediği rüçhan hakkını başvuru ile birlikte veya başvuru
tarihinden itibaren iki ay içinde talep eder. Bununla ilgili rüçhan hakkı belgesini,
patent başvurusu tarihinden itibaren üç ay içerisinde vermediği takdirde rüçhan
hakkından yararlanma talebi yapılmamış sayılır.
Yabancı ülkelerde patent verilmesi için yapılan bir başvurunun farklı ülkelerde
yapılmış olmasına bakılmaksızın birden çok rüçhan hakkı talebinde bulunulabilir.
Patent Nedir?
Bir patent, sahibine, buluşunun başkaları tarafından izinsiz olarak kullanılmasını,
üretilmesini, satılmasını, satışa sunulmasını veya ithal edilmesini belirli bir
süre için engelleme hakkını verir. Buna karşılık, buluş sahibi de buluşunu herkesin
erişebileceği bir patent belgesinde ayrıntılı bir şlekilde açıklamak zorundadır.
Bu itibarla patentler, bir bütün olarak toplum ile buluş sahipleri arasındaki bir
toplumsal sözleşmeyi temsil eder. Buluş yapanın gizli tutmayı yeğlediği bir inovasyon,
?know-how? veya ?ticari sır? olarak anılır.
Marka Nedir?
Markalar tüketicinin, farklı üreticilerin sundukları mal ve hizmetleri birbirinden
ayırt etmesine ve şöhretine güvendiği imalatçıların ürünlerini seçmesine olanak
verir.
İyi bir marka imajı oluşturmak için zaman, emek ve para yatırımı yapmış üreticiler
veya hizmet sağlayıcıları için markalar, diğer girişimcilerin bu itibardan haksız
olarak yararlanmalarını önlemenin bir yoludur. Böylece piyasada girişimciler arasında
sağlıklı bir rekabet oluşlur ve üreticiler ürünlerinin ya da hizmetlerinin kalitesine
ve şöhretine yatırım yapmaya özendirilirler.
Tasarım Hakkı Nedir?
Tasarım hakları, bir ürünün veya ambalajının yeni ve özgün görsel vasıflarını korur.
Koruma koşlulları, hem patent yasasından (yenilik) hem de telif hakkı yasasından
(özgünlük) ödünç alınmış kavramlara dayanır. Bir tasarımın, tasarım korumasından
yararlanabilmesi için, estetik özellikler sergilemesi ve daha eski bir tarihe ait
bütünüyle aynı ya da benzer bir tasarımda yer almamış olması gerekir. Tasarımlar
iki boyutlu (çizimler) veya üç boyutlu (modeller) formatlarda ifade edilebilir.
Ürünlerin pazarlanabilmesine önemli katkı sağlayan tasarımlar, tekstil, moda, otomobil,
mobilya ve dekorasyon gibi birçok sektörde önemli bir değer oluştururlar.
Ticari Sırlar Nedir?
Ticari sırlar, ilgili kişliler tarafından bilinmeyen ya da hakkında kolayca bilgi
edinilemeyen ve bir işletmeye rekabet avantajı sağlayan, teknik, ticari ya da mali
çeşlitli bilgi türlerini kapsar (imalat prosesleri, teknikleri ve ?know-how?ı, müşteri
listeleri ve profilleri, dağıtım metotları, mali bilgiler, ürün bileşlenleri vs.
gibi).
Patentleyin, Taklit Edilmeyin!
Son yıllarda hayatımıza giren ve Türkiye?de de yaygınlaşmaya başlayan markalaşma
kavramı, sunduğu avantajların yanı sıra hem üretici, hem de tüketici açısından bazı
olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Marka sahibi, ürününü her türlü tehdit
ve taklide karşı koruma altına almak zorunda kalırken, tüketici de satın aldığı
malın orijinal mi?, yoksa taklit mi? olduğundan emin olamamanın karmaşasını yaşıyor.
Marka ne kadar büyük veya tanınmış, tanıtım ve reklamlara ne kadar para harcanmış
olursa olsun, taklit edilme riski, marka sahibini her zaman tehdit etmeye devam
ediyor.
Patent ve Marka Nedir?
Marka ve patent, günümüzde çok karıştırılan iki kavram. Yapılan araştırmalara göre,
firmalarımızın büyük bir çoğunluğu da marka ve patent arasındaki farktan haberdar
değil. Patent, buluş sahibinin, bulunan ürünü en az 7, en fazla 20 yıl üretme, kullanma,
satma veya ithal etme hakkı olarak tanımlanabilir. Marka ise satışa sunulan ürün
ve hizmetlerde ayırt ediciliği sağlamak amacıyla kişi adları, sözcükler, şekiller
ve harfler gibi baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işarettir.
Bir buluşun patent alabilmesi için, bazı kriterlerle örtüşüyor olması gerekiyor.
Söz konusu buluşun, patent başvurusundan önce, yazılı, sözlü veya diğer şekillerde
açıklanmamış olması şart. Buluşun ayrıca, konusunda uzman biri tarafından kolayca
düşünülüp ortaya konamayacak, fakat kolay pratiğe geçirilebilir bir ürün olması
da önem taşıyor.
Türkiye?de alınan bir patent tüm dünyada geçerli olmadığından, buluşun patentle
korunması için, koruma istenen her ülkede, o ülkenin patent ofisine başvurmak gerekiyor.
Buluşun patentlenmesi, direkt rekabet olmaksızın buluşun avantajlarından yararlanılması,
rakiplerin ticari faaliyetlerinin kısıtlanması, alınıp satılabilir bir mülkiyet
olması ve taklit halinde yasal yaptırımlar uygulanabilmesi gibi pek çok avantaj
sunuyor.
Türkiye?de ve Dünyada Patent Alışkanlıkları
?Patent hakkı?, bir ülkenin ne kadar gelişmiş olduğuna dair güzel bir gösterge.
Patent, teknolojik bir yeniliğin bir mucidi, bir sahibi olduğunu gösterir ve yeniliği
yaratan kişinin haklarını korur. Bir toplumda ne kadar çok patent başvurusu oluyorsa,
yaratıcılık da o kadar ileri demektir. Günümüzde, dünya çapında aktif olarak korunan
dört milyon patent bulunuyor. Her yıl buna 700.000 buluş için patent başvurusu ekleniyor.
ABD?de 2001 yılı rakamlarıyla, patent almaya hak kazanan 160.030 başvurunun yüzde
47?si diğer ülkelerden yapılmış. Türkiye?ye bakıldığında, aynı yıl yapılan 2.668
patent başvurusunun yüzde 91?i yabancılara ait. 2001 yılında yapılan başvuruların
sadece 41?i Türk firmalara ait. Dünya sıralaması yapıldığında Türkiye, 72 başvuruyla
33. sırada. ABD 43.000 başvuruyla lider. Onu 13.616 başvuruyla Almanya ve 11.846
başvuruyla Japonya takip ediyor. Güney Kore 8. sırada ve onu Kanada ve İsviçre izliyor.
Çin ve Hindistan ise başvurularını, bir önceki yıla göre ikiye katlayarak ilerliyor.
Türkiye?de, 1995 yılında 20.000 civarında olan marka müracaatları, 2003 yılında
37.000?i aştı. Şu anda ülkemizde tescilli marka sayısı 250.000 civarında. Patent
başvuruları, genellikle tekstil ve gıda sektörlerinde yapılıyor; kozmetik ve kimya
onları takip ediyor.
Rekabet Stratejisinde Patentin Önemi
Profesyonelliğe önem veren birçok firma, Ar-Ge veya stratejik planlama departmanlarını
bünyesinde barındırıyor. Bir şirketin kurumsal hedeflerini doğru belirlemesi ve
bu yönde geliştirici stratejiler oluşturması, günümüzün rekabet ortamında ayakta
durabilmesi için büyük önem taşıyor.
Firmalar için profesyonelliğin bir tanımı da ?strateji? geliştirebilme ve uygulama
yeteneği. Peki, en önemli strateji nedir? Pazarlamadan tedarik ilişkilerine her
işlem ve departman için farklı stratejiler söz konusu. Ancak, hepsinin kesiştiği
bir nokta var: ürün geliştirme stratejisi. Firmadaki tüm işlemler, ürün geliştirmeye
ya destek sağlar ya da sağlam bir zemin oluşturur.
Günümüz rekabet ortamında, ürünler arasında fark yaratmak gittikçe zorlaşmaya başladı.
Artık herkes en iyisini, en kalitelisini diğer rakipleri gibi üretebiliyor. Çünkü
iletişim teknolojisinin hızla gelişmesi, her türlü bilgiye kolayca ulaşma imkanı
sağlıyor ve üreticiler, neredeyse aynı bilgi ve teknolojiyi kullanıyor. Durum böyle
olunca, aradan sıyrılmak ve tercih edilmek kaygısı büyüyor. Sonuçta firmalar, ürettikleri
mal ve hizmet kalitesinin yanı sıra yarattıkları ya da yaratamadıkları marka imajlarının
etki gücüne veya güçsüzlüğüne göre tercih ediliyor veya edilmiyorlar. Bu kadar zaman
ve emek harcanmış yeni marka ve buluşları büyük bir heyecanla piyasaya sürerken,
aslında bir o kadar da dikkatli olmak gerekiyor. Büyük bütçelerle hayata geçirilmiş
bu yeni ürün ve isimlerin taklit edilmesini ve kopyalanmasını önlemenin tek yolu,
ürünün patent hakkının alınmasından geçiyor. Bu sayede buluşlar, gururla ve gönül
rahatlığıyla piyasaya tanıtılabiliyor ve mucitler, özgün olmanın keyfini çıkarabiliyorlar.
Buluş- Patent- Faydalı Model
Buluş Nedir?
Buluş, tarım dahil sanayideki herhangi bir teknik sorunun çözümüdür.Buluş, daha
önce bulunmayan bir şeyin, insanın düşünce çabası ile geliştirilmesidir. Buluş,
teknoloji alanında belirli bir sorunun çözümüne ilişkin yeni teknik çözümlerdir.
Patent Nedir?
Patent, buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma
veya ithal etme hakkıdır. Aynı zamanda, bu hakkı gösteren belgeye de Patent Tescil
Belgesi denir.
Patentin Sağladığı Haklar:
Patent hakkı sahibi, buluşun yeri, teknoloji alanı ve ürünlerin ithal veya yerli
üretim olup olmadığı konusunda herhangi bir ayırım yapmaksızın patent hakkından
yararlanır.
Patent sahibinin, üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak patent konusu ürünün
üretilmesi, satılması, kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel
ihtiyaçtan başka herhangi bir nedenle olursa olsun elde bulundurulmasını önleme
hakkı vardır.
Patentten doğan hakkı tecavüze uğrayan patent sahibinin, mahkemeden bulanabileceği
taleplerden bazıları şunlardır:
Patentten doğan haklara tecavüz fiillerinin durdurulması talebi;
Tecavüzün giderilmesi ve maddi ve manevi zararın tazmini talebi;
Patentten doğan haklara tecavüz suretiyle üretilen veya ithal edilen ürünlere, bunların
üretiminde doğrudan doğruya kullanılan araçlara ve patente bağlı bir usulün kullanımını
sağlayan araçlara el konulması talebi;
Patentten doğan haklara tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınması istenebilir.
Patent Korumadan Yararlanacak Kişiler:
Patent korumasından, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ikametgahı olan veya sınai
veya ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişiler veya Paris Anlaşması hükümleri
dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler yararlanır.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen patent ve/veya
faydalı model belgesi koruması tanıyan devletlerin uyruğundaki gerçek veya tüzel
kişilerde, karşılıklılık ilkesi uyarınca Türkiye'de patent ve/veya faydalı model
belgesi korumasından yararlanır.
Türkiye?de İki Çeşit Patent Sistemi Vardır:
Türkiye?de biri incelemesiz; diğeri incelemeli olmak üzere iki çeşit patent sistemi
vardır.
İncelemeli sistem; araştırma ve inceleme safhalarını kapsamaktadır. İşlemler daha
uzun sürmekte, ancak incelemeli patent, başvurunun patentlenebilirlik kriterlerine
sahip olup olmadığını gösteren bir inceleme raporuna dayanarak verildiği için 20
yıllık bir koruma elde edilmektedir.
İncelemesiz sistem; sadece araştırma safhasına sahip olup, ülkemizde mali kaynakları
kısıtlı olan buluş sahiplerine ucuz, süratli ve 7 yıllık bir koruma sağlanmaktadır.
İncelemesiz patent için koruma süresi sona ermeden inceleme talep edilirse bu süre
20 yıla tamamlanarak incelemeli patente dönüştürülebilmektedir.
Bir Buluşun Patent Verilerek Korunabilmesi İçin Gereken Özellikler :
Yenilik; başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak
açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir.
Tekniğin bilinen durumunun aşılması; konuda uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya
koyamayacağı nitelik anlamındadır.
Sanayiye uygulanabilirlik; buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir
özellik taşıması demektir.
Patent Verilemeyecek Konular ve Buluşlar
Aşağıda sayılanlar buluş niteliğinde olmadıkları için patent verilerek korunamazlar:
Keşifler, bilimsel teoriler, matematik metotları,
Zihni, ticari ve oyun faaliyetlerine ilişkin plan, usul ve kurallar,
Edebiyat ve sanat eserleri, bilim eserleri, estetik niteliği olan yaratmalar,
Bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi ile ilgili teknik yönü
bulunmayan usuller,
İnsan ve hayvan vücuduna uygulanacak teşhis ve tedavi usulleri ile cerrahi usuller.(
Bu usullerin herhangi birinde kullanılan terkip ile bunların üretim usulleri hariçtir)
Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar,
Bitki veya hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki veya
hayvan yetiştirilmesi usulleri.
Faydalı Model Nedir?
Türkiye?de ve dünyada yeni olan, sanayiye uygulanabilen buluşların sahiplerine 10
yıl süre ile bu buluş konusu ürünü üretme ve pazarlama hakkının tanınmasıdır.
Yenilik: Başvuru tarihinden önce, Türkiye içinde veya dünyada herkesin ulaşabileceği
şekilde yazılı olarak veya bir başka yolla açıklanmış veya yöresel veya ülke çapında
kullanılmamış olmalıdır.
Sanayiye uygulanabilirlik: Tarım dahil sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir
veya kullanılabilir nitelikte olmalıdır.
Faydalı modelde araştırma ve inceleme safhaları yoktur. Bu yüzden daha kısa sürede
alınabilir ve daha az masraflıdır. Özellikle bu yolla küçük ve orta ölçekli sanayi
kuruluşları ile araştırma kuruluşlarının buluşlarını korumaları kolaylaştırılmaktadır.
Bir buluşun Faydalı Model Verilerek Korunabilmesi İçin Gerekli Özellikler:
Yenilik; başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak
açıklanmamış olmak anlamında mutlak yeniliktir.
Sanayiye uygulanabilirlik; buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir
özellik taşıması demektir.
Faydalı Model Belgesi ile Korunamayacak Buluşlar ve Konular:
Yukarıda patent verilemeyeceği belirtilen konuların yanısıra, usuller ve bu usuller
sonucunda elde edilen ürünler ile kimyasal maddeler hakkında da faydalı model belgesi
verilmez.
Patent ve Faydalı Model Arasındaki Farklar:
Faydalı Modelde, tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri aranmaz,
Koruma süreleri farklıdır, incelemeli patent için 20. incelemesiz patent için 7,
faydalı model için 10 yıldır.
Araştırma ve inceleme işlemlerinin olmaması nedeniyle patent verilmesine oranla
faydalı model belgesinin verilmesi, hem zaman hem de masraf açısından daha elverişlidir.
Patent ve Faydalı Model belgesi koruma süreleri kaç yıldır?
İncelemeli patent 20 yıl,
İncelemesiz patent 7 yıl,
Faydalı model belgesi 10 yıl,
Süreyle korunur. Koruma süresi sona eren Patent ve Faydalı Modeller halka maal olur.
Patent ve Faydalı Model Başvurusu İçin Gerekli Belgeler:
Tarifname; Burada buluş konusu, ilgili olduğu teknik saha, tekniğin bilinen durumu,
buluşun çözümünü amaçladığı teknik problemler, teknik resimlere ait açıklamalar
ve buluşun sanayiye uygulanma biçimi detayları ile belirtilmelidir.
Özet; Buluşa ait teknik bilginin özünü içermelidir
İstemler; İstemlerde buluşun Patentle veya Faydalı Modelle korunması istenilen unsurları
tanımlanmalıdır.
Türkiye?de Patent Alınınca Buluş Türkiye Dışında Korunmaz
Patent koruması ulusaldır. Buluş sadece başvuru yapılan ülkenin yasal düzenlemelerine
göre korunmaktadır. Türkiye?de aldığınız patent sizi yurtdışında korumaz. Fakat
isterseniz patentinizi başka ülkelerde de tescil ettirebilirsiniz. Buna ilişkin
kolaylık sağlayan uluslar arası anlaşmalar mevcuttur. (Paris Sözleşmesi, Avrupa
Patent Sözleşmesi)
Patent Ve Faydalı Modelin Aralarında Ne Gibi Farklar Var?
Patent olgusunu ele almadan önce, buluşun ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Basit
bir tanımlamayla, buluş, ?teknik bir sorunu çözerken geçilen her aşama sonunda elde
edilen yöntem veya bu yöntem sonucunda ortaya çıkan ürünlerin oluşumunu sağlayan
fikirler olup, daha önce bulunmayan bir şeyin, insanın düşünce çabası ile geliştirilmesi?
anlamına geliyor. Yani buluşu, teknoloji alanında belirli bir sorunun çözümüne ilişkin
yeni teknik çözümler olarak tanımlamak mümkün. Patent ise, sanayi alanında uygulanabilir
bir buluşun sahibine, bir kamu kurumu tarafından verilen ve bu buluşun belirli bir
süre kendisinin izni olmaksızın başkalarınca kullanılmasını engelleme hakkı tanıyan
bir belge.Bu belge, hak sahibine belirli bir süre için buluşun başkalarınca üretilmesi,
kullanılması, satışı ve ithalini engelleme hakkı sağlıyor. Buluşların korunması
ulusaldır, yalnızca başvuru yapılan ülkenin yasal düzenlemelerine göre korunur.
Bütün ülkelerin yasal düzenlemelerinde, buluşların patentle korunabilmesi için 3
temel koşul; yeni olması, bir buluş basamağını içermesi (tekniği bilinen durumunun
aşılması) ve sanayi sektörüne uygulanabilir olması özellikleri aranıyor. Yenilik,
başvuru yapılmadan önce başkaları tarafından yazılı, sözlü ya da uygulanarak açıklanmamış
olması anlamını taşıyor. Tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri ise ?konuda
uzman bir kişinin kolayca düşünüp uygulamaya koyamayacağı nitelik? anlamında. Sanayi
sektörüne uygulanabilirlik, buluşun tümüyle kuramsal olmak yerine pratiğe uygulanabilir
özellik taşıması. Bu üç kriteri taşıyan buluşlar patent ile korunuyor.
Faydalı model ise, ?Türkiye?de ve dünyada yeni olan, sanayi sektörüne uygulanabilen
buluşların sahiplerine 10 yıl süre ile bu buluş konusu ürünü üretme ve pazarlama
hakkının tanınması? olarak tanımlanabilir. Ülkelerin yasalarına göre değişmekle
birlikte, buluşlar; patent ile 20 yıl, faydalı model belgesi ile 10 yıl süreyle
korunabilir. Patent ve faydalı model belgelerinin koruma süreleri uzatılamaz. Ancak,
incelemesiz verilen patent için başvuru tarihinden itibaren 7 yıl içinde inceleme
talebinin yapılması halinde, incelemeli sisteme geçiş yapılabilir ve inceleme sonucu
olumlu olursa, koruma süresi 20 yıla uzatılır.
Patent ile faydalı model kıyaslandığında;
Faydalı modelde, tekniğin bilinen durumunun aşılması kriteri aranmaz,
Koruma süreleri farklıdır,
Faydalı model belgesine, ek faydalı model belgesi verilmez.
Araştırma ve inceleme işlemlerinin olmaması nedeniyle patent verilmesine oranla
faydalı model belgesinin verilmesi, hem zaman hem de masraf açısından daha elverişlidir.
Patent/Faydalı Model İle İlgili Yararlı Bilgiler:
Patent/Faydalı Model Belgesini Aldıktan Sonra Hangi İşlemler Yapılmalı?
Patent/faydalı model belgesi sahibi veya yetkili kıldığı kişi, patentle veya faydalı
model belgesi ile korunan buluşunu, patent/faydalı model belgesinin verildiğine
ilişkin ilanın Resmi Patent Bülteni?nde yayımlandığı tarihten itibaren 3 yıl içinde
kullanmak ve Türk Patent Enstitüsü?ne kullandığını ispatlamak zorunda.
Ayrıca, patent/faydalı model belgesi hakkının devam edebilmesi için patent/faydalı
model belgesinin koruma süresi boyunca her yıl ücret tarifesinde belirtilen yıllık
ücretleri, Türk Patent Enstitüsü?nün bildirimine gerek olmaksızın, vade tarihinde
veya vadeyi takip eden altı aylık ek süre içerisinde peşin olarak ödemek gerekli.
Patent Aldığınız Ürün Sözleşmesinde Nelere Dikkat Etmelisiniz?
Genel olarak, fikir ürünleri üzerindeki manevi ve ekonomik hakların kullanılması
yazılı kuralları gerektirir. Örneğin eser sahibi, eserinin kamuya sunulması, çoğaltılması,
yayınlanması, işlenmesi, temsili vb. eylemler konusunda karar verme yetkisine doğal
olarak sahip. Eser sahibi bu yetkisini yalnız yazılı şekilde kullanabilir. Sözlü
olarak yapılan işlemlerin geçerliliği yok. Sözkonusu olay, eğer hizmet ya da iş
görme sözleşmeleri sırasında özel olarak düzenlenmemişse, buluşlar, endüstriyel
tasarımlar ve diğer sınai hakların kullanılması aşamalarında da benzer kurallar
geçerli. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu?nun 52?inci maddesi, hakların
kullanılmasının yazılı şekle tabi olduğunu belirtiyor.
Patent/Faydalı Model Tescilinin Patent Sahibine Sağladığı Haklar Neler?
Patent hakkı sahibi, buluşun yeri, teknoloji alanı ve ürünlerin ithal veya yerli
üretim olup olmadığı konusunda herhangi bir ayırım yapmaksızın patent hakkından
yararlanır.
Patent sahibinin,üçüncü kişiler tarafından izinsiz olarak aşağıda sayılanların yapılmasını
önleme hakkı var:
Patent konusu ürünün üretilmesi, satılması, kullanılması veya ithal edilmesi veya
bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka hangi nedenle olursa olsun elde bulundurulması,
Patent konusu olan bir usulün kullanılması,
Kullanılmasının yasak olduğu bilinen veya bilinmesi gereken usul patentinin kullanılmasının
üçüncü kişiler tarafından başkalarına teklif edilmesi,
Patent konusu usul ile doğrudan doğruya elde edilen ürünlerin satışa sunulması veya
kullanılması veya ithal edilmesi veya bu amaçlar için kişisel ihtiyaçtan başka hangi
nedenle olursa olsun elde bulundurulması.
Aynı Buluşa Hem Patent Hem De Faydalı Model Belgesi Verilebilir Mi?
Aynı buluş konusu için, birbirinden bağımsız olarak, patent ve faydalı model belgesi
verilmez. Ancak, patent veya faydalı model belgesi verilmesi için yapılmış olan
bir patent ya da faydalı model belgesi başvurusu, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
ilgili hükümlerine uygun olarak diğerine çevrilebilir.
Patentinizi Üçüncü Şahıslara Karşı Veya Başka Ülke Pazarlarına Karşı Nasıl Korursunuz?
Koruma olayı, fikirler için değil, fikir ürünleri için söz konusudur. İfade edilmemiş
fikirler için bir koruma sözkonusu değil. Fikrinizi buluş tanımı kapsamına girecek
şekilde oluşturmanız gerekir. Buluşunuzu/patentinizi izinsiz kullanan kişilere karşı
tecavüz davası açarak; üretilen ürünlerin toplatılmasını, el konulmasını, işyerinin
kapatılmasını ve mahkeme masrafları ile tazminatın ödenmesini sağlayabilirsiniz.
Ayrıca mahkeme kararını, en yüksek tirajlı iki gazetede yayınlatabilirsiniz.
Öte yandan, sahip olduğunuz bir patentin başka ülkelerde korumasının olup olmadığını
uluslararası patent veri tabanlarından ve/veya bu ülkelerdeki patent ofislerinden
sorgulayarak öğrenebilirsiniz.
Patent/Faydalı Model Tescil Belgeleri Üzerindeki Tasarruflar/Değişiklikler Nelerdir,
Enstitü?ye Bildirilmesi Zorunlu Mudur?
Patent/faydalı model belgesi hakkı devredilebilir, lisans sözleşmesi yoluyla kiralanabilir,
veraset yolu ile varislere intikal edebilir ya da rehin edilebilir. Patent/faydalı
model belgesi üzerinde yapılan devir, lisans, veraset yoluyla intikal ve rehin gibi
tasarruflarla, adres ve unvan değişikliklerinin üçüncü kişilere karşı bir hüküm
ifade edebilmesi için, bunların patent siciline kayıt edilmesi gerekiyor. Bu tür
değişiklikleri Türk Patent Enstitüsü?ne bildirmek zorunluluğu bulunuyor.
Patent/Faydalı Model Haklarına İlişkin Hangi Cezalar Mevcut?
Patent hakları konusundaki ihlal ve tecavüz hallerine ilişkin suçlar üç ayrı grupta
toplanıyor ve her biri için ayrı cezai hükümler uygulanıyor:
Birinci grup;
Kimlik bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması,
Patent koruması olduğunu belirten işaretin kaldırılması,
Haksız olarak patent başvurusu veya patent hakkı sahibi olarak kendini gösterme
gibi durumlarda, üç yüz milyon liradan altı yüz milyon liraya (*) kadar ağır para
cezası ve 1-2 yıl hapis cezası.
İkinci grup;
Patent korumasına ilişkin mevzuatın devir ve intikal, rehin ve haciz ile ilgili
maddelerinde yazılı haklardan birini veya bu haklarla ilgili lisansı başkasına devretme
veya verme veya rehin etme veya bu haklar üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunulması,
Patent hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresi bittiği veya herhangi bir nedenle
patent hakkının hükümsüzlüğü veya patent korumasından doğan hakkının sona ermesi
durumlarında, hukuken korunan bir patent hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandırma,
gibi durumlarda, altı yüz milyon liradan bir milyar liraya (*) kadar ağır para cezası
ve 2-3 yıl hapis cezası.
Üçüncü grup;
Patent haklarına tecavüz durumunda, altı yüz milyon liradan bir milyar liraya (*)
kadar ağır para cezası ve 2-4 yıl hapis cezası, ayrıca işyerinin kapatılması ve
ticaretten men.
(*) 28.07.1999 tarih ve 4421 sayılı ?Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun? ile (Madde 4 b/9) 01.01.1994 ila 31.12.1998
tarihleri arasında yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları sekiz kat
arttırılmıştır.
Patent Verilemeyecek Konular Ve Buluşlar Neler?
Aşağıda sayılanlar buluş niteliğinde olmadıkları için patent verilerek korunamaz:
Keşifler, bilimsel teoriler, matematik metotları,
Zihni, ticari ve oyun faaliyetlerine ilişkin plan, usul ve kurallar,
Edebiyat ve sanat eserleri, bilim eserleri, estetik niteliği olan yaratmalar,
Bilginin derlenmesi, düzenlenmesi, sunulması ve iletilmesi ile ilgili teknik yönü
bulunmayan usuller,
İnsan ve hayvan vücuduna uygulanacak teşhis ve tedavi usulleri ile cerrahi usuller.(Bu
usullerin herhangi birinde kullanılan terkip ve maddeler ile bunların üretim usulleri
hariç.)
Konusu kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar,
Bitki veya hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki veya
hayvan yetiştirilmesi usulleri.
Patent/Faydalı Model Tescil Harcamaları Karşılıksız Olarak Destekleniyor Mu?
27 Haziran 1995 tarihinden sonra Türk Patent Enstitüsü?ne yapılan patent, faydalı
model ve endüstriyel tasarım başvurularından tescil edilenlere ait, 27 Şubat 1998
tarihinden sonraki harcamaların yüzde 75?i, Para Kredi ve Koordinasyon Kurulunun
98/3 Sayılı Kararı kapsamında ?Patent, Faydalı Model Belgesi ve Endüstriyel Tasarım
Tescili Harcamalarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ? uyarınca karşılıksız desteklenmekte.
Bu karşılıksız destekten, Türkiye?de yerleşik T.C. uyruklu gerçek kişiler, ayrıca
destek başvurusunun yapıldığı yıldan önceki son iki takvim yılında Türkiye?de yerleşik
olduğunu belgeleyen yabancı uyruklu gerçek kişiler yararlanabiliyor.
Bu destek çerçevesinde tüm ödemeler; desteklenen incelemesiz patent, incelemeli
patent, faydalı model belgesinin, Türk Patent Enstitüsü?nden buluş sahibince alınmasından
sonra yapılıyor. Türk Patent Enstitüsü aracılığıyla yapılan Patent İşbirliği Antlaşması
(PCT) kapsamındaki patent başvurularına ilişkin ödeme ise başvuru aşamasından sonra
gerçekleşiyor.
Uluslararası Patent Başvurusu Nedir? Nasıl Yapılır?
Kısaca PCT olarak bilinen, Patent İşbirliği Antlaşması?na göre 123 ülkede aynı anda
patent başvurusu yapılması ve patent verilme aşamasına kadar getirilmesini sağlayan
bir başvuru sistemi. Genellikle 30 aylık bir süreci kapsar. Bu süreçte belge verilmeyip,
30. ayın sonunda ulusal/bölgesel aşamaya geçilir. Korumaya ilişkin belge (Patent)
ulusal/bölgesel aşama sonunda ulusal/bölgesel ofisler tarafından verilir.
Yurt dışında patent/faydalı model başvurusunda bulunmak isteyen buluş sahipleri
veya başvuru sahipleri, bu ülkelerin her birinde, o ülkenin sistemine uygun bir
şekilde ve o ülkenin dilinde hazırlanmış ayrı ayrı başvurularda bulunmak zorundalar.
Ancak, 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) uyarınca,
birden fazla ülkede buluşlarını koruma altına almak isteyen başvuru sahipleri, tek
bir başvuru ile PCT?ye üye ülkelerin tamamında veya bir kısmında patent başvurusu
yapabilirler. PCT ile ilgili temel bilgileri içeren kitapçık ve PCT başvurusu yapabilmek
için gerekli başvuru formları Türk Patent Enstitüsünden temin etmek mümkün.
Ayrıca, 1 Kasım 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Avrupa Patent Sözleşmesi
uyarınca yapılacak bir patent başvurusu ile de, sözleşmeye üye ülkelerin tamamında
veya seçilen ülkelerde bir patent koruması elde edilebiliyor.
Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) Aracılığıyla Bir Başvuru Nasıl Yapılır?
PCT aracılığıyla Türk Patent Enstitüsü?ne yapılan uluslararası bir başvuru ile,
bu anlaşmaya üye ülkelerin tamamında veya seçilen ülkelerde, Türkiye?ye yapılan
başvurunun tarihinden itibaren koruma elde etmek mümkün. Bununla ilgili uluslararası
başvuru dilekçelerinin bir sureti (İngilizce, Almanca veya Fransızca) ve başvuru
aşamasında ödenmesi gereken ücretlerle ilgili bilgiler Türk Patent Enstitüsü?nden
temin edilebiliyor.
Türk Patent Enstitüsü?ne uluslararası başvuru dilekçesi, buluş konusunu açıklayan
İngilizce, Almanca, Fransızca veya Türkçe hazırlanmış tarifname, istemler, özet
ve varsa resimler ve ilgili ücretlerin ödendiğine dair belge sunularak yapılan PCT
başvurularında, Enstitü sadece başvuruları kabul etmek ve uluslararası başvurularla
ilgili işlemleri yürütmekle görevli WIPO-Uluslararası Büro ve seçilen araştırma
kuruluşuna iletmekle yükümlü. Bundan sonraki tüm işlemler başvuru sahibi ile Uluslararası
Büro ve seçilen Araştırma Kuruluşu arasında devam ediyor.
Türkiye?de Onaylanan Patent Tüm Dünyada Geçerli Mi?
Buluşların patent ile korunması, her ülkede geçerli olan ulusal yasalar çerçevesinde
sağlanıyor. Yani bir buluşun patent ile korunması için, korunma istenen her ülkede
patent başvurusunun yapılması zorunlu.
Dünya Patenti veya Uluslararası Patent bir hedef olmakla birlikte bu hedefe henüz
ulaşılamadı. Sadece, 1 Kasım 2000 tarihinden itibaren Türkiye?nin de dahil olduğu
20 Avrupa ülkesi tarafından kabul edilen ve Avrupa Patent Sözleşmesi olarak adlandırılan
bölgesel koruma sistemi, dünya patenti veya uluslararası patent uygulamasının bir
denemesi olarak kabul ediliyor. Ama bu sözleşmeye göre yapılan tek bir başvuru ile
alınan patent belgesiyle buluşun korunması, patentin geçerli olduğu ulusal kanunlar
çerçevesinde oluyor.
Yurtdışındaki Bir Ürün İçin Türkiye?de Patent Alınabilir Mi?
Buluşlarla ilgili bütün ülkelerin yasal düzenlemelerinde buluşların patentle korunabilmesi
için, buluşun yeni olması, (başvurudan önce yayınlanmamış veya kamuya açıklanmamış
olması) gerekiyor. Buluş konusu ürünü ABD?de pazarda gördüyseniz bu ürün yenilik
özelliği taşımaz. Bu nedenle Türkiye?de veya bir başka ülkede patent/faydalı model
başvurusu yapılamaz. Başvuru yapılsa bile yeni olmadığı için patent verilmez. Ayrıca,
buluşçu olmadığı halde yanlış bildirimle buluşçu olarak başvuru yapılması durumunda
4128 sayılı yasa gereğince yaptırımları bulunmaktadır.
Avrupa Patent Sözleşmesinin (EPC) Türkiye?ye Sağlayacağı Yararlar Neler?
Türkiye?nin Avrupa Patent Sözleşmesi?ne katılımı 27 Ocak 2000 tarih ve 4504 sayılı
Kanun ile kabul edildi. Türkiye ile birlikte 20 ülkenin üye olduğu Sözleşme, 1 Kasım
2000 tarihinden itibaren Türkiye?de de yürürlüğe girdi. Bu sözleşmeye katılımın
sağlayacağı yararlardan bazıları şöyle sıralanabilir:
Türk vatandaşları güçlü, basit ve ucuz bir sistem olan Avrupa patent sisteminden
yararlanma hakkını elde ettiler.
Türkiye?nin Avrupa patent hukuku içinde yer alması sağlandı.
Türkiye?nin Avrupa ile entegrasyonunda önemli bir adım atıldı.
Sözleşmeye katılım sonrasında Türkiye?ye yapılan patent başvuru sayısı artacağından
teknik bilginin yaygınlaşması sağlandı.
Avrupa Patent Ofisi veri tabanına ücretsiz erişim sağlanacağından, teknolojik ilerlemenin
en önemli araçlarından biri olan teknik bilgiye hızlı ve ücretsiz erişim Türk araştırmacılarına
ve sanayicilere büyük avantaj sağlar duruma geldi.
Öte yandan, diğer ülke vatandaşlarının da sözleşmeye üye ülkelerden birinde yapacakları
tek bir Avrupa patent başvurusuyla Türkiye?de koruma elde etmelerinin, Türkiye?ye
yabancı sermaye akışının ve rekabetin sağlanması için kuvvetli bir ortam oluşturması
bekleniyor.
Yazılımlara Patent Alınabilir Mi?
Bu durum, ülkelerin yasalarına göre değişiklik gösteriyor. Bilgisayar yazılımlarının,
buluşlar gibi patent ile korunması bazı ülkelerde kabul ediliyor. Birleşik Devletler,
Japonya, Kanada?da uygulanan patent ile koruma sisteminin Avrupa ülkelerinde uygulanması
gecikmiş olup çalışmalar sürdürülüyor. Türkiye?de yazılımlar 5846 sayılı Fikir ve
Sanat Eserleri Yasası hükümlerince sanat eseri olarak korunuyor. Ancak hem Avrupa?da
hem de Türkiye?de belirli koşullar altında, teknik bir yönü olan yazılımların patentle
de korunması Avrupa Patenti kapsamında mümkün olabilir.
Fikri haklar konusunda WIPO, USPTO, EPO daki belgeler, uluslararası antlaşma ve
sözleşmeler
yanında USPTO, EPO ve çeşitli ABD mahkeme kararlarını inceledim. Özel ilgi alanım
yazılım
telif haklarıyla markalar yanında; yazılım, donanıma gömülü yazılım ve iş süreçlerini
konu alan patentler oldu.
Derlediğim bilgileri özet olarak sunmakta yarar görüyorum. Böylece konuya uzak arkadaşların
genel hukuk ilkeleri ve felsefe açısından da olsa konuya katılımlarını sağlamak
mümkün olacak.
Asıl amacım, fazla enine boyuna düşünülmeden, alelacele imzalanan uluslararası sözleşmeler
ve AB uyumu gereği yapılan işlemler sırasında gözden kaçan noktalarda siz hukukçular
arasında bir kamuoyu oluşturmak.
FİKRİ HAK TÜRLERİ VE FELSEFELERİNE İLİŞKİN ÖZET
Fikri haklar aslında çok basit bir gerekçeye dayanıyor: yaratıcı unsur taşıyan herşey
üzerinde yaratıcısının tasarrufu dışında ticari işlemler yapılmasının önüne geçmek.
Bunu gerçekleştirebilmek için önce tanımlar yapılmış. Tabii ki farklı zamanlarda,
farklı
biçimlerde. Sonradan ülkeler arasında homojenizasyon yoluna gidilmiş.
Telif Hakkı (ABD = Copyright)
İlk tanım, telif hakkıyla (copyright) ilgili. Önce metinler için tanımlanan bu hak,
sonra
besteler, çizimler, derlenmiş bilgiler için genişletilmiş. Ama özünde bir çoğaltma
ve yayma
hakkı. Yani bir metni ortaya çıkaran kişi veya kişilerin izni olmaksızın o metinden
yararlanılamıyor. Bir makale yazdıysanız, o makaleden belli miktarın üzerinde alıntı
yapılamıyor.
Bunun üç istisnası var:
1. Kataloglama: telif hakkını kayıt altına alan tescil kuruluşlarındaki kullanımlar.
Bunların
sınırı yok.
2. Kamu yararına sunulan kopyalar:
a) kütüphanelerdeki kullanımlar. Bunlara da sınır yok, ancak hakkın sahibi bunların
miktarı
hakkında bilgilendirilmeyi isteme hakkına sahip.
b) eğitimdeki kullanımlar. Aynen kütüphane kullanımı gibi. Ayrıca, öğretmenler ve
öğretim
üyeleri derslerinde istedikleri gibi kullanmakta özgürler; ancak kaynağını belirterek.
3. Hakkaniyetli kullanım: ticari bir metada dahi olsa, nereden ve nasıl alındığını
belirtmek kaydıyla alıntı yapılması. Bunlarda sınır değişken olabiliyor; ancak genel
kabul,
bir paragraftan kısa olması, mümkünse kelimesi kelimesine aynı olmaması, veya öyleyse
de
tırnak işareti vb yollarla aynen alındığının belirginleştirilmesi. Alıntı daha uzun
olacaksa
veya sahibi alıntı için izni kesinlikle şart koşmuşsa, sahibinden izin alınması
gerekiyor.
Telif hakkı, halka açık biçimde yayınlanmayla kendiliğinden devreye giren bir hak.
Tescili
gerekmiyor, dolayısıyla tescil kuruluşu genellikle yok. Ancak, ABD vb ülkeler cüzi
bir ücret
(20 USD gibi) karşılığı bunları tescil eden kuruluşlara sahip ve tescil ettirmiş
olmak
mahkeme sürecinde avantaj sağlıyor, sen yaptın ben yaptım tartışmalarına yer kalmıyor.
Özellikle fuarlar, bilimsel toplantılar gibi yerlerde yapılmış sunumlara ilişkin
telif hakkı
sorunları çıkıyor, çünkü bunlar halka açık yayınlama, fakat her zaman belgelenmesi,
yani
zaman, yer ve içeriğin kesin olarak saptanması mümkün olamıyor. Bunun önüne geçmek
için
uluslararası toplantıların akreditasyonu yoluna bile gidilmiş. Tutanakları tutulmayan
akredite olamıyor. Yine de, böyle bir toplantıda sunulan şey, telif dışında bir
fikri hakka
konu edilecekse, altı ayı geçirmeden girişimde bulunulması gerekiyor.
Marka Hakkı (ABD = Trademark = TM, Servicemark)
Bütünüyle ticari anlamda olan bu hak, tüccarın veya belli bir mal ya da hizmetinin
söhretini
korumaya yönelik düşünülmüş. Bir sözcük dizini, slogan olabileceği gibi; bir şekil
de olabilir.
Renk unsurlarıyla ayırdedicilik kazandırılabilir, veya kazandırılmamış olabilir.
Başlangıç dönemlerinde yeterince ayrıntılı tanımlanmadığı için oldukça büyük sıkıntılara
yol
açan bu hak, artık yerleşik uluslararası tanımlara sahip, ve sözcük olarak ne bir
ürünü, ne
bir nesneyi, ne de işlemi ifade etmesine izin veriliyor. Örneğin, 'elma' diye bir
marka tescil
ettiremezsiniz. 'Seri' veya 'Hızlı' da marka olamaz; çünkü sıfat veya isim; ve bilinen,
dilde
yeri olan sözcükler. Fakat seri yolla üretilen elma sularınızı 'SelMaSu' diye bir
markayla
pazara sunmak isteyebilirsiniz. Bu durumda, markanızı oluşturup tescil ettirmeniz
gerekir, ki
başkası aynı veya çağrışım yapan bir adla elma suyu üretip satamasın.
Dikkat ettiyseniz, özellikle elma suyu dedim; çünkü tesciller mal ve hizmet sınıfı
temelinde
yapılıyor. Yani, aynı adlı bir koltuk satılmasına engel olamayabilirsiniz. Bunu
sağlayabilmek
için markanızın tescili sırasında koltuk sınıfını da dahil etmeniz gerekir. Tabii
ki, her mal
veya hizmet sınıfı için ayrı ücret ödemek zorunda kalırsınız.
Burada yine de ince bir nokta var: her ne kadar koltuk için SelMaSu markasını tescil
ettirmemiş
de olsanız, birisi bu adla koltuk satışına giriştiğinde, onu şöhretinizi sarstığı
gerekçesi ile
dava edebilir, hatta kazanabilirsiniz. Buradaki incelik; sizin o markanızın çok
tanınmış ve
kalitesiyle nam salmış olması; buna karşın benzer markayla koltuk üretenin kötü
şöhrete yol
açan, kötü bir ürün satmakta olmasıdır.
Bazı firmalar markalarını tescil ettirmemekle büyük kayıplara uğramışlardır. Örneğin,
'ÇekYat'
bir marka olmadan çok önce meşhur olmuş ve birçok firma tarafından kullanılmıştır.
Sözcüğün
belli bir ürünü ifade eder hale dönüşmesinden sonra tescili ise mümkün olsa bile,
iş işten
geçmiştir. Benzer biçimde 'Kleenex' ABD nde, 'Selpak' da ülkemizde kağıt mendiller
için ortak
bir ifade haline gelmiştir. İnsanlar 'kağıt mendil yok mu?' değil 'Selpak yok mu?'
diye
sormaktadırlar. Ancak, Selpak tescilli bir markadır ve bundan hoşnuttur, çünkü kullanım
ticari
amaç taşımamaktadır. Buna karşın, bir süpermarketin kağıt mendil reyonuna 'Selpaklar'
adını
vermesi ve orada bütün kağıt mendilleri sergilemesi, markanın kötüye kullanımı anlamı
taşır.
Marka hakkı, tescille kazanılan bir haktır, fakat hakkın kesinleşmesi için tescilden
sonraki
üçüncü yılın sonuna dek tescil edildiği hizmet veya mal sınıfından bir üründe kullanılması
ve bunun tescil kuruluşuna bildirilerek kanıtlanması gerekir. Aksi taktirde markanız
kamu
malı haline gelir ve satışa çıkarılabilir.
TPE de marka tescil başvuruları en az 7 ay sürmektedir.
Coğrafi İşaretler - (ABD = Topographic Signs)
Markaların özel bir türüdür ve sivil toplum kuruluşu, devlet kuruluşu, örgütler,
kalite belgesi
veren veya onaylayan kuruluşlarca kullanılır. Örneğin İTO = İstanbul Ticaret Odası
anlamına gelir
ve bir şekille tescil edilmiştir, sadece üyeler tarafından kullanılabilir. Elbette,
bu tür
işaretleri kimin, nasıl kullanacağına dair kuralları tescil ettiren kuruluş belirlemektedir.
Bu
kurallara aykırı kullanımlar dava konusu olabilir. İSO, TSE gibi markalar da bunlardandır.
Tasarım Hakkı - (ABD = Design Patent)
Uluslararası alanda tanımı hala karışık olan bir konudur. Aslında, bir ürünün raftaki
görünüm ve bıraktığı izlenimdeki özgünlüğü koruma altına almaktadır; yani tüketicinin
ürünü nasıl gördüğü önem taşır. ABD deki uygulamada artistik unsurlardan önce, yenilik
unsuru aranmaktayken, AB deki uygulamalarda artistik unsurlar yeterlidir. Örneğin;
kamyonda daha stabil taşınmayı sağlayan damacana biçimleri ABD de ancak yeni bir
üstüste
yerleştirme düzeni sağlıyor veya fiziksel olarak daha güvenli bir istifi mümkün
kılıyorsa
design patent alabilmekte iken, AB de sadece farklı biçimde olması yeterli olabilmektedir.
Renk unsuru çoğu zaman geri planda kalmakla birlikte, AB deki uygulamalarda çarpıcı
ve
farklı izlenime yol açan renk bölmelemeleriyle bile tasarım koruması alınabilir.
ABD de
ise bu tür salt yüzeysel farklılıkların koruma için yeterli olamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Zaten bu nedenle hakka verilen isimler de farklıdır.
Ülkemizdeki uygulama AB çizgisinde sürmektedir. Fakat bu yolla elde edilen hakkın
ABD
de tescili, dolayısıyla korunması da olanaksızdır.
TPE de tasarımın tescili marka tescilinden biraz uzun sürebilmektedir. Zaten tasarımın
daha önceden dünyanın başka bir yerindeki bir üründe kullanılmamış olması şartı
nedeniyle
bir tarama yapılması gerekmektedir.
Tasarımların da, markalar gibi, bir üründe kullanılması gerekmektedir. Fakat zaten
yapısı
itibariyle çoğu zaman ürünün kendisi ile tescile başvurulduğundan, bu sorun olmamaktadır.
Tasarımlardaki kullanım zorunluğu aynı zamanda o tasarımın üretilebilirliğinin kanıtı
sayılır. Markalarda ise sadece başkalarının yararlanma hakkını kısıtlamayı önlemek
amaçlıdır; üretim elbette söz konusu olamaz.
WWW Alan Adı Hakkı - (ABD = NIC)
Oldukça uzun bir süre sadece IP adreslerinin kontrolu ile yetinmiş olan internet
/ www
konsorsiyumu, bilgisayar kullanımının neredeyse herkese yayılmış olmasından dolayı
belli
bir süredir alan adları için de kurallar geliştirmiştir. Bunun nedeni, vasat kullanıcıların
IP adreslerine çevrilebilen alan adları ile sisteme giriyor olmalarıdır.
Doğal olarak, IP adresleri daha doğrudan erişim sağlamaktadır; alan adı sadece temsili
bir ifade olarak anlam taşır. Kimse aynı IP adresini aynı anda kullanmaz, ama tek
bir IP
adresi zaman paylaşımlı kullanılabileceği gibi, birden fazla alan adı aynı IP adresine
de yönlendirilebilir. Temsili olması nedeniyle, markaları çağrıştırır türden bir
koruma
gerekli hale gelmiştir; aksi taktirde, alan adları serbest bırakılsa idi, markalara
ait
sözcük dizinlerini kötü niyetli kişilerin kullanımına engel olunamazdı.
Alan adlarında, com, net, gov gibi ara uzantılarla uk, tr, au gibi soneklerin kullanımına
da kısıtlamalar getirilmiştir. Fakat belki bundan daha önemlisi, kısıtlamaların
tescilli
marka ve işaretlere bağlanmış olmalarıdır. Yani, com.tr uzantısını kullanırken sitenizin
adının marka tescilli olması şartı aranır.
Alan adı aslında bir fikri hak sayılmaz. Sadece fikri hakka sahip olanların o haklarının
internet alanında gasp edilmesinin önüne geçen önlemler koymuştur, o kadar.
Aslında bir alan adının kural dışı kullanımının önüne geçmek hemen hemen olanaksızdır.
Alan adı - IP adresi çevrimini sağlayan bir servis sağlayıcı bilgisayardaki güvenlik
duvarını
aşabildiğiniz anda, o bilgisayar üzerinden bütün alan adlarına yapılan çağrıların
kendi
sitenize yönlenmesini sağlamak bir saniyeden kısa sürer. Fakat farkedilmesi ve geri
çevrilmesi
de aynı derecede kolaydır. Ondan sonra iş bunu gerçekleştiren korsanın IP adresini
saptamaya
kalır. Zor olanı odur, çünkü işini bilen biri ağ adresi çevrimi yöntemleriyle yaptığı
işlemleri bir başka bilgisayardan yapılmış gibi göstermeyi becerebilir. Yeter ki
niyeti kötü
olsun.
Bu konudaki en katı kuralları en tavizsiz biçimde uygulanlardan birisi de ODTÜ deki
alan adları birimidir.
Patent - (ABD = Utility Patent)
Fikri hakların en zor elde edilen ve en ayrıntılı incelenen türü bunlardır. 'Buluş
belgesi' de
denen patentler tescille elde edilmektedir. Faydalı model ise her ülkede olmayan
(Almanya ve
ülkemizde var örneğin, ABD de yok), buluş basamağı eksik yeniliklere verilen belgedir.
Bu noktada, önce patent verilirken nelere bakıldığını ele almakta yarar var:
1. Biçimsel yeterlilik: tescil kuruluşunun başvurularda bulunmasını istediği biçimsel
koşullar.
Bunları yerine getirmeyen başvurular sonraki değerlendirmelere alınmaz.
2. Tekniğin bilinen durumunu aşma: dünyada bilinen yöntemlerle elde edilen bir sonucun
daha hızlı,
verimli, kolay, ucuz veya daha az zararlı yollarla elde edilmesi gerekir; veya o
güne değin ortada
olmayan bir ürünle sonuçlanması.
3. Yenilik: buluş, aşikar olmamalıdır; yani o güne değin bilinen malzeme veya yöntemlerin
basitçe
biraraya getirilmeleri ile ortaya çıkarılamamalıdır. Mutlaka kendine özgü bir 'buluş
aşaması'
içermelidir ve bu aşamanın başka disiplinlerden çalıntı olmaması gerekir.
4. Gerçekleştirilebilirlik: buluşun, ilgili alandaki ortalama bir uzman tarafından
okunduğunda
sonuca ulaşabileceği kadar açık seçik anlatılmış olması gerekir. Yani, buluş her
neyse, okuyanlar
bunu yapabilir hale gelebilmelidir.
Bu amaçlara ulaşmak için patent enstitüleri dört aşamalı bir süreç izlerler:
1. Biçimsel değerlendirme - sadece sekreteryal bir değerlendirme sayılır
2. İçerik değerlendirmesi - konusunda uzmanlarca anlaşılabilirliğine bakılır, dosyanın
bütünlüğü
değerlendirilir, istemlerle açıklamalar arasındaki uyuma bakılır.
3. Uluslararası tarama - tarama kayıtlar üzerinden yapılır, aynı konudaki patentler
incelenir,
yayınlar, bildiriler ve pazardaki ürünlerle karşılaştırılarak var olup olmadığı
saptanır.
4. Buluş aşaması saptama - taramada belirlenmiş olan çerçevede yer alanlar ışığında
buluş aşaması
ayıklanır. Bu noktada; dosyada patent verilmesi talebine konu olan istemlerin uygunluğu
ve yenilik
değerine önem verilir.
Ülkemizde bütün başvurular için (1) ve (2) yapılabilmekte, ancak (3) ve (4) ancak
belli alanlarda
yürütülebilmektedir. Uluslararası antlaşmalarda hangi konular için hangi ülke patent
ofislerinin
yetkili oldukları belirtilmiştir. Her konuda yetkili ABD, Rusya, Japonya sayılabilir.
Patent başvuruları TPE de ortalama 3 yılda sona ermektedir. Her ne kadar koruma
başvuru tarihine
geri götürülmekte ise de, uzun ve meşakkatli bir süreçtir ve pahalıdır. Pahalı olmasında
tarama
ve buluş saptamaların yurtdışında yapılmaları büyük rol oynamaktadır. Birçok konuda,
özellikle
günümüzün ileri teknoloji konularında (ki bütün dünyada bu alanlar yüklenmiş durumdadır)
TPE bir
yazışma ofisi durumundadır.
Faydalı model belgesi alınırken (3) ve (4) e gerek yoktur. İtiraz askısında kalacağı
için de
pek sorun çıkmamaktadır. Bu belge en hızlı, en kolay ve en ucuz elde edilen buluş
belgesidir.
Benzer biçimde, ülkemizde bir de 'incelemesiz patent' süreci tanımlanmıştır. Bu
türde de (3) ve
(4) e gerek yoktur. İtiraz askısına çıkartılır, itiraz olmazsa belgelendirilir.
Fakat ne faydalı
model ne de incelemesiz patent belgelerinin uluslararası geçerliliği yoktur. Her
an bir yabancı
şirket gelip sizi dava edebilir ve üretiminize engel koydurabilir. Ancak, bu durumda
bile elinizdeki
ürünleri satın almak zorunda kalacaktır. Böyle bir olay ortaya çıkana dek yapmış
olduğunuz ticari
faaliyetlerden doğan geliriniz ise sizde kalacaktır. Kötü niyetin kanıtlanması durumları
hariç.
ABD de 'provisional application' ile de bir patent başvurusu yapılabilmektedir.
Bunun amacı,
dosyanın içeriğini hazırlamak için bir yıla kadar ek süre tanımaktır. Sadece buluş
hakkını
ne için talep ettiğinizi bildirirsiniz. Onu nasıl gerçekleştirdiğinizi sonradan
tamamlamak
zorundasınızdır. Böyle bir uygulama başka yerde var mı, bilmiyorum.
Sıralanan üç tür belgelemenin elde edilme, koruma süre ve koşulları farklıdır.
Patentler de belli süre içinde kullanılmak zorundadır, kullanılmazlarsa satışa çıkarılabilirler.
Hatta çoğu zaman daha başvuru aşamasında yayına çıktıktan sonra satışa sunulacağı
belirtilen
patentlere rastlanmaktadır. Bunun nedeni, patentlerin henüz kesinleşmeden önce yayınlanmak
zorunda kalınılmasıdır. Yayınlanma zorunluğu, milli güvenlikle ilgili olanlar dışındaki
tüm
başvuruları kapsar. Bunda amaç, itiraz vb nedenlerle kesinleşmeyecek bile olsa,
her patent
başvurusunun içerdiği bilginin kamu malı olarak değerlendirilmesini sağlamaktır.
İstenirse,
satışa erken sunmak amacıyla daha tarama aşamasından bile erken yayınlanmasına izin
vermek ABD de
mümkün olmaktadır. Böylece buluş sahipleri buluşlarını erkenden ticari olarak değerlendirmeye
alabilmektedirler. Erken yayınlamanın bir başka yararı da, aynı alanda başvuruya
hazırlananların
aynı şey için başvurup boşu boşuna uzun bekleme süresine maruz kalmalarının önüne
geçmek, ve
eğer buluşlarının içeriğinde başka yenilikler varsa, sadece onlar için başvurmalarını
temin
etmektir. USPTO bu uygulamalarıyla örnek bir yaklaşım sergilemekte, bir yandan başvuranların
ticari değerlendirme fırsatlarını arttırırken, öte yandan başvuruların tam buluş
olmasa bile
daha kısa sürede hayata geçirilebilmelerinin yolunu açmaktadır. Hatta, buluşunuzu
hayata
geçirme olanaklarını arttırmanın ötesinde, 'Pending' durumunda bir patent başvurunuzun
olması,
bir iş veya girişim ortağı ararken bile sizin için büyük bir referans olmaktadır.
ABD ve TC YASALARI ÜZERİNDEN MALİ, TİCARİ, VİCDANİ ve FELSEFİ DEĞERLENDİRMELER
Coğrafi işaret dışında yukarıda tanımlanan bütün fikri haklar için bireyler başvuruda
bulunabilirler,
çünkü fikri haklar yaratıcılık içeren faaliyetlerin tescil yoluyla koruma altına
alınmasını
hedeflemektedir. Peki, yaratıcılık içeren ürünler nasıl ortaya çıkmaktadır? Elbette
bunların
çoğu tek bir bireyin öngörüsü sonucudur. Oldukça düşük bir yüzdesi, birkaç bireyin
biraraya
gelerek ortaya çıkardığı ürünlerdir. Buna karşın zaman içerisinde kurumsal başvuruların
artmış
olduğu ve artık bugün neredeyse çok düşük bir yüzdesinin bireysel olduğunu görmekteyiz.
Bu neden böyle olmuştur? Bunu anlamak için hala bireysel başvuruların çokluğunu
sürdürdüğü
tek konu olan telif haklarına bakmak gerekir. Bir kitap yazıp, kendi paranızla bastırmanız
için
harcayacağınız para, bir uluslararası patent veya marka başvurusuna harcamanız gereken
paranın
yanında devede kulak kalmaktadır. Üstelik, tescil zorunluğu da olmadığına göre,
telif hakkınızı
elde etmek için yaratıcı olarak bir masrafınız olmayacaktır. Ama kazın ayağı böyle
değildir.
Hakkınız sizindir, ama kim koruyacaktır? Diyelim bir bestenizi sizden habersiz,
izinsiz olarak
bir yerde çaldılar. Buna engel olabilecek misiniz? Haberiniz olacak mı? Herşey olup
bittikten
sonra, aylar boyu hakkınızı mahkemelerde mi aramak zorunda kalacaksınız? Bütün bu
masraflara
dayanabildiğinizi varsayalım, karşılığında ne kadar bir ücret tahakkuk edecek? Bu
gibi çeşitli
nedenlerle, telif hakkını bir tüzel kişiye devrederek, onun takibine bırakmak daha
akılcı
olabilmektedir. Ama bu, daima hakkınızı alacağınızın garantisi olamaz elbette.
Aynı durum, marka, patent ve tasarım hakları için de söz konusudur. Çok akılcı,
ticari değeri
yüksek bir buluşunuz olabilir. Ancak, bunu bir üründe kullanmak zorunda olduğunuz
için, en
kısa sürede sermaye temin ederek işe koyulmanız gerekir. Üç yıl çok kısa bir süredir.
Buluşlar
her geçen gün daha ufak ayrıntılarla ilgili hale gelmekte, belli bir ürünün daha
iyi, hızlı,
ucuz vs olmasından öte bir yarar sağlayamamaktadır. Diyelim ki çok daha verimli
bir hard-disk
mekanizmasını mümkün kılan bir buluşunuz oldu. Onyıllardır hard-disk üretmekte olan
onlarca
şirket varken, sizin de buluşu ürün haline getirerek onlarla rekabet edebilecek
adet ve
ucuzlukta üretebilir yatırımı yapmak için 500.000 USD ye ihtiyacınız olacaksa; patenti
sizin
almış olmanızın ne önemi vardır? Tek çareniz patenti en kısa sürede onlara satmak
olacaktır.
Ülkemiz gibi risk sermayesi kavramının var olmadığı bir ülkede, bu farz olur. Öte
yandan;
ABD' de olsaydınız bu iş için birkaç milyon dolar krediyi birkaç hafta içinde verirlerdi.
Birkaç ay içinde de, ayda birkaç binlik bir üretime geçebilirdiniz. Yeter ki, patentiniz
olsun ve yatırım uzmanlarını ikna edebilecek akılcı bir iş planı hazırlayabilin.
Öte yandan, ülkemizde kaldığımızı ve eş dost yoluyla parayı temin ettiğimizi düşünelim.
Patentiniz yayınlandıktan sonraki üçüncü yılda da üretime geçtiğimizi varsayalım.
Onyıllardır
bu işi yapan, artık devleşmiş şirketlerin sizin buluşunuzu üretimde kullanmak için
ihtiyaç
duyacakları süre birkaç haftadan ibarettir. Onlar sizden çok daha önce üretime geçmiş,
yüzlerce binlerce satmış olabilirler. Onlara ancak ülkenize satış yaparlarsa engel
olma
hakkınız vardır. Eğer kendi ülkelerinde veya üçüncü ülkelerdeki faaliyetlerine engel
olmak
isterseniz, bütün o ülkelerde patentinizi tescil ettirmeniz gerekir. Her ülke için
aşağı
yukarı 4-5.000 USD lik bir masrafı gözden çıkarmak zorundasınız. Bunun çok azı patent
tescili için gereklidir. Çoğu; vekiller, çeviriler, iletişim, zaman zaman patent
enstitüsü
uzmanlarıyla görüşmeler gibi masraflara gidecektir. Neredeyse ana sermayeniz kadar
ilave
bir parayı da bu işlere ayıracaksınız; çektiğiniz karın ağrısı da yanınıza kar kalacak.
Üstüne üstlük, süreç yıllar sürecektir.
Bir başka sorununuz daha var maalesef. O da, ürününüzün içinde yer alması muhtemel
başka
buluşların varlığı. Sözü geçen hard-disk üreticileri onyıllar süren faaliyetleri
sırasında
mutlaka birçok patent almışlardır. Sizin buluşunuz onların bir kısmına duyulacak
ihtiyacı
ortadan kaldırabilir, fakat bazılarından yararlanmamanız mümkün olamayacaktır. Daha
sade
deyişle, onların patentlerinden yararlanmak için izin almanız gerekecektir. Bu,
daha en
baştan sizin ürününüzü onlarınkine oranla daha pahalı bir noktaya getirecektir.
Belki
birkaç yıl sonra bu yük azalacaktır, fakat en azından başlangıçta bu ilave masrafı
da
hesaba katmanız gerekecektir. Yani, daha az kar etmeyi göze almak durumundasınız.
Böylesi
bir duruma düşmemenin en makul yolu, patentleri barter ile dengelemektir, ama elinizde
yeterli önemde veya sayıda patent yoksa, kaybeden yine siz olursunuz.
'Ne anladık bu işten?' diye düşünebilirsiniz. Haklısınız. Patent, çok basit yolla
ve tek
başına ürüne dönüştürülebilir bir buluş için alınmamış, ve üretime geçmek için küçük
bir
yatırım yeterli olmayacaksa, bireyler için anlamlı olmamakta, tüzel kişilere yaramaktadır.
Ancak bu çıkmazı çıkar hale dönüştürmek için cinvari bir yöntem de vardır. Kendinize
şu
soruyu sormakla işe başlayın: dünya üzerinde tek bir başvuru (ve masraf elbette)
ile
koruma sağlayabileceğiniz, hem alım gücü, hem de üretim ve tüketim hacmi en yüksek,
yatırımın en kolay gerçekleştiği, risk sermayesi en bol, ve fikri hak korumasının
en
yerleşik olduğu pazar hangisidir?
Yanıtınızı duyar gibiyim: ABD!
Peki; ikinci sorumuz ne olmalıdır? Ben ABD den patent almak üzere başvurabilir miyim?
Bunun yanıtı çok daha çarpıcıdır: EVET! Hem de internet üzerinden ...!
Madem engel yok, o zaman bir soru daha gerekli hale geliyor: ABD' den alacağım patenti
diğer ülkelerde korumak için ilave masraf gerekmeyecek mi? Bu sorunun yanıtı: maalesef
evet. Yani, benzer masraflar gerekli. Fakat, bununla başa çıkmak çok daha kolay.
Üretime
geçip para döngüsünü sağladığınızın haftasına ihracatı geliştirme kredileri alabilir,
rüçhan hakkı yoluyla uluslararası başvurulara başlayabilirsiniz. Patentiniz cazipse,
çok daha öncesinde birileri sizinle ortak olmak isteyip, bu masrafları üstlenebilir.
İşin güzel tarafı, ABD' den alınmış bir patente itiraz edebilen tek bir patent ofisi
yoktur. Yani, başvurularınız % 99 olasılıkla olumlu sonuçlanacak, masraflarınız
da
boşa gitmeyecektir.
İşte bu noktada kendimize temel soruyu yöneltme zamanı gelmiştir. Acaba patent
tescil düzenekleri sermayenin tekelci küreselleşme yönteminin güvencesi, yani yeni
bir
sömürü aracı mıdır?
Benim yanıtım: EVET! Hem de çok belirgin bir biçimde.
Uluslararası sermayenin yerleşim merkezi olan ABD, onun kendini koruma yöntemlerini
hayata geçirmekte çok akılcı yollar izlemektedir. Görünüşte bireyin yaratıcılığını
ödüllendirmek, tekniğin gelişmesini teşvik etmek, yaratıcılığın ticari hayatta daha
güvenceli bir yer edinmesini sağlamak gibi ulvi amaçlara hizmet ettiği ileri sürülen
patentleme süreci aslında bu yöntemlerin başında gelmektedir. İzlenen yolun özetini
şöyle yapabiliriz: sermaye, yaratıcıları kullanarak, veya daha da doğrusu onları
başkalarını sömürme aracı haline getirerek, varlığını arttırmak için gerekenleri
yapmaktadır. Yaratıcılar da kazanmaktadır elbette; ama sermayeninkinin yanında
devede kulak kalacak kadar. Bu yönden bakıldığında, sermaye yaratıcılara göz
kırpmakta ve tatminkar bir sus payı vermektedir.
Bir açıdan bakarsanız, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişiye ABD den
patent alma özgürlüğü verilmiştir. Ama bunun amacı, o patentin kullanımına ABD den
başlanmasını temindir. Çünkü, başvuran eğer bireyse, sermayeye ihtiyaç duyacaktır
ve buluşu en kısa sürede yatırıma çevirmek en kolay ABD de gerçekleşmektedir. Eğer
satmak isterse, en kısa sürede alıcı bulma olasılığı olan yer de ABD dir. Böylece
yaratıcılığın kaynağı neresi olursa olsun, ona ticari anlam kazandırma yeri tercihan
ABD olabilecektir.
ABD nin uyguladığı çok önemli bir başka kural daha vardır. Buluş için başvuruyu
yapanla buluşu yapan arasında kesin bir ayırım yapmaktadır. Hiçbir tüzel kişiliğin
buluşu yapan olmasına izin verilmemektedir. Başvuruyu tüzel kişi de yapsa, mutlaka
buluşu kimin ya da kimlerin yaptığını belirtmek, onaylarını almak, sözleşmelerini
sunmak zorundadır. Tüzel kişi olmadığı halde birden fazla gerçek kişinin buluşu
yapan olarak adlarının geçmesine izin vardır, ancak onların da aralarında bir
sözleşme olması ve katkı paylarının açıkça belirtilmesi istenmektedir. Buluşu
yapan kişi veya kişilerin herbirinin başvuruda imzaları bulunmak zorundadır.
Yasalarımız bu açıdan da oldukça geridir. Her ne hikmetse, bir çalışanın buluşu
için patent başvurusuna izin verilmemektedir. Böyle bir başvuruda bulunmak
isterse, işvereninden icazet alması istenmektedir. İşveren, çalışanın başvurusu
için bu izni makul bir süre içinde yanıtlamak durumundadır, fakat bu sürenin
ne olduğu belirtilmemiştir ve çalışanın isteminin savsaklandığının nasıl
kanıtlanabileceği konusu muğlaktır. Bu yaklaşım, işçiyi işveren karşısında
aciz duruma düşürme tehlikesi yaratmaktır. İşçi ancak mahkemeye verme yoluyla
hakkını aramak durumunda bırakılmaktadır. Buna gücü ve cesareti varsa elbette.
Halbuki, yasa koyucunun işçinin bilgisi, görgüsü ve mali gücünün işvereninden
daha az olacağını gözönüne alarak, tersini yapması gerekirdi. İşçi istediği
gibi başvursun, eğer işvereni buluş üzerinde hak iddia edecekse, mahkemeye o
başvursun. Doğrusu ve hakkaniyetli olanı budur.
Bu konunun bir diğer tartışmalı yönü de, hiçbir çalışanın bağımsız olarak buluş
yapamayacağı görüşüne değer vermesidir. İnsanlar işleriyle hiç ilişkisi olmayan
buluşlar da yapabilirler. Bunu değerlendirmek ve korumak için neden işverenin
icazetine gerek duysunlar? Kaldı ki; varsayalım buluş işçinin işiyle doğrudan
ilgili; uzun yıllardır varlığını sürdüren o işyerinden birçok işçi geçmiş,
muhtemelen işveren de o işte daha uzun süredir çalışmakta iken, daha önce
ne işverenin, ne diğer işçilerin, ne de benzer iş yapan başka işletmelerdeki
işçilerin aklına gelmeyen birşeyi Ahmet bulmuş. İşverenin bu buluş üzerinde
neden hakkı olsun? İşveren işçinin olağan hizmetleri için gerekli ödemeyi
yapmaktan öte birşey yapmadı ki. İşçi işverenin kölesi mi yani, bu ne demek?
Bence yasa bu yönüyle bir utanç abidesidir. Üstelik, işçinin iş aktinin sona
ermesi / erdirilmesinden sonraki belli bir süre için de bu koşullar geçerli.
Gerçekten inanılmaz. İşveren buluş yapıp başvuran işçiyi işten atsın, bir
yıl boyunca onu açlığa mahkum etsin, işçi onun sunduğu koşullara mahkum olsun
istenmiş. Ola ki işçi bunlara dayanır ve sürenin sonunda kendi adına başvurursa
da, mahkeme yoluyla buluşun üzerine konmak işten bile değil, çünkü buluşun
yapıldığı zamanı kanıtlama yükümlülüğü işçiye ait olacak.
Ne yönde değiştirilmeli diye sorarsanız; eğer buluş işçinin çalıştığı alanda
ise, buluşu kullanma hakkının devri veya ortaklığa konu edilmesi halinde
işverene öncelik tanınması yeterli olur derim. Buluş başka alanda ise, o öncelik
de anlamsız; işçi olsa olsa kendi istek ve iradesiyle hatır ilişkisi kurar.
Bu yaklaşımın belki bir istisnası; büyük işletmelerin ARGE bölümlerinde, işe giriş
sözleşmelerinde çalışmalarının ARGE çerçevesinde ve o kadroda olacağı açıkça
yazılmış çalışanlar olabilir. Bunun nedeni de açıktır. O çalışanlar, zaten buluş
niteliğinde işler yapmak üzere ücret almaktadırlar. Yani, işveren onları tamamen
bu amaçla istihdam etmiştir. Bu tür çalışanların buluşlarından pay isteyip
isteyemeyecekleri, isterlerse ne kadar verileceğinin de mutlaka sözleşmelerinde
açıkça gösterilmiş olması şartı aranmalıdır. Bu yaklaşım, şirketleri vergi
kaçırma amaçlı sözde ARGE bölümleri kurmak yerine gerçeklerine yöneltecektir.
Bir başka grubu da farklı ele almak gerekir, o da üniversitelerdeki öğretim
üye ve görevlilerinin buluşları. Aslında, kanun onları bu konuda serbest
bırakma yoluna gitmiştir. Halbuki onların buluşlarının kamuya ait kabulu gerekir.
Nedeni, ARGE bölümlerinde çalışanlarla aynıdır. Üniversite onlara araştırma
yapsınlar diye para ödemekte, alet edevat ve ortam temin etmektedir. Neden
buluşları onlara ait olsun ki?
Bence burada yasa koyucu iki baskı grubunun etkisinde kalmıştır: öğretim üyeleri
ve işverenler. En kısa sürede bu yanlışların düzeltilmesinde yarar vardır; çünkü
yasa yapılması gerekenin tam tersine yol açacak niteliktedir.
YAZILIM VE SÜREÇ PATENTLERİ
ABD nin belli bir süredir (sanırım yaklaşık 8-9 yıldır) çok akılcı bir yaklaşımla
yazılım ve süreçlere de patent vermekte olduğunu görüyoruz. Daha yakın bir zamandır
Japonya da aynı yola gitmiş. AB ise buna şiddetle itiraz ediyor. Şimdilik direnirler,
ama bir süre sonra onlar da gerçeği kabul etmek zorunda kalacaklar. Çünkü yazılım
ve
süreçler günümüzün en çok para kazandıran gerçekleri.
Tabii bu yaklaşım, ABD yi bu yeni alanlarda da dünyanın merkezi olmayı sürdürmesini
olanaklı kılacak. Zaten epey zamandır açık ara merkez durumunda, fakat patentlemeye
açtıktan sonra bu yerini daha da sağlamlaştıracak. Bunun iki nedeni var:
1. Yazılım ve süreçler herkesin evinde bile geliştirebileceği şeyler. Ancak getirdikleri
yararları birkaç saat içinde bütün dünyaya dağıtmak ve herkesin kullanımına sunmak
mümkün.
2. Patentleme işleminde zorunlu olan teknolojik birikim ve bilgi veritabanına zaten
başkaları sahip değil, dolayısıyla en azından tarama basamağında olmasa bile, buluş
aşaması saptama basamağında dünyadaki tüm başvurular USPTO ya bir uğrayacak, böylece
hepsinden haberdar olacaklar; ön alabilecekler. Şu anda AB nin bu alanlarda patent
vermeyi reddediyor olması sadece daha geriye düşmelerine yol açacak.
Ne yazık ki, bizim yasamız da AB paralelinde yürüyor ve çok önemli bir avantajımızı
ortadan kaldırıyor. Bizim sermaye birikimimiz zayıf, risk sermayemiz hiç yok. Yani,
bir buluşu hayata geçirme konusunda büyük dezavantajlarımız var. Öte yandan, eğitimli
hem de kalitelisinden işsizimiz de bol. O halde; hayata geçirilmesinde çok az yatırıma
gerek bulunan yazılım ve süreçler konusunda patent vermeyi neden reddediyoruz? Bunlara
olanak tanısak ve hatta teşvik etsek ne kaybederiz? Hiç olmazsa bu nitelikte buluş
yapabilenlerin ABD ile ortaklıklar kurmaları, buluşlarını orada pazarlamaları mümkün
hale gelirdi. Şu anki uygulamayla olacakları tahmin etmek güç değil. Benim gibi,
bu
alanda buluşu olduğuna inananlar doğrudan ABD ye başvuracaklar.
İşin ilginç ve nahoş tarafı, TPE nün kendi kendisini çok kötü ve yanlış bir biçimde
EPO ya mahkum kılmış olması. Çok değil, 2 yıl önce, tarama ve buluş aşaması arama
basamakları için uluslararası başvurunuzun USPTO ya gönderilmesini isteyebiliyordunuz.
Artık bu da mümkün değil. Yani, hilkat garibesi bir biçimde, isterseniz doğrudan
USPTO ya başvurabiliyor, fakat TPE üzerinden başvuramıyorsunuz. 'Ne yapalım, sen
de
öyle yap' denebilir; fakat bu durum sizi kendi devletinizin desteği ve güvencesinden
yoksun bırakıyor. Patent ofislerinin dürüstlüğünden ve iyi niyetinden kuşku duymak
için somut bir neden yok; ancak, kendi ülkemde kayıt altına alınmamış bir başvuruyu
ilk kapı olarak ABD ye yolladığımda ayrımcılığa maruz kalmayacağımı nerden bileceğim?
Kaldı ki, patenti aldığımı varsayalım, ABD de koruyabilirken, kendi ülkemde koruma
alamayacak mıyım? Ola ki işim büyüdü ve yanımda çalışanlardan biri patente konu
yöntemi kullanan bir başka yazılım üreterek kendine şirket kurdu; ne olacak?
ŞİKAYETE BAĞLI SUÇ MESELESİ
Hukuki deyimlerle pek aram yok. Fakat, bir süre önce telif hakları yasasıyla ilgili
olarak bu suçların şikayete bağlı olmaları veya olmamaları konusu gündemdeydi. Yani,
telif hakkı sahibinin şikayeti yoksa, hakkın ona ait olduğu ortada olan birşeyin
çoğaltıldığı durumla karşılaşıldığında, çoğaltanın bu nedenle işleme tabi tutulmak
üzere kolluk kuvvetlerince peşine düşülüp düşülmemesi meselesi.
Aslında fikri haklara bu yönüyle hiç bakmadım, incelemedim. Fakat sanmıyorum ki
dünyanın aklı başında hiçbir ülkesinde bu suçların takibini kolluk kuvvetleri
yapsın. Çünkü bu suçlar ticari ve her zaman iki tarafı mutlaka var. Yani, suçu
işleyen tarafın karşısında mutlaka bir mağdur var. Mağdur, toplumun tamamı
olmadığı sürece devlet mekanizması bunu üstlenmez, üstlenmemeli.
Çok açık değil mi? Burada size koruma şemsiyesi sunulmuş bir hak var. Siz bu
hakkınızı korumakla yükümlüsünüz elbette. Korumazsanız, devlet onu sizin için
korumak üzere özel kaynak ayıramaz; ancak siz kolluk güçlerinin nereyle
ilgilenmesi ve ne bilmesi gerektiğini mahkeme kanalıyla bildirirseniz, o başka.
Bunun adı da şikayet oluyor anladığım kadarıyla. Birisi size olan borcunu
ödemediğinde kolluk kuvvetleri nasıl mahkeme kararı olmadan borçlunun peşine
düşmüyorsa, burada düşmesini istemek biraz abes oluyor.
Bizim ülkemiz, ve Hindistan, Pakistan, Çin, Tayland, Brezilya gibi; ne gelişmiş,
ne de geri kalmış olan ülkeler için bence bu bir fenomen; çünkü sokak tezgahları
sadece bu ülkelerde var. Bizim telif hakkı sahiplerimiz de bundan muzdarip.
Tezgah sahipleri dükkan sahibi olsa kolay olacak. Veya, insanlar tezgahlardan
değil hemen daima dükkanlardan alsa da aynı şey. Fakat TC nde böyle olmuyor.
Hemen daima tezgahlar kuruluyor ve insanlarımız onlardan alışveriş ediyor.
Buradaki sorun, bence telif hakları değil, genel olarak ticaret kuralları
ve bilinci.
O tezgahın kurulamaması, veya AB ülkelerindeki gibi, kurulduğunda kimin, ne
zaman kurduğu, ne zaman kapatıp kaldırdığı bilgisinin kaydedilmesi gerekiyor.
Öncelikle de, izin üzerine açılması ve kapanması elbette.
Peki, siz (veya kolluk kuvvetindeki arkadaşlar) hiç 'şurada zort diye bir
tezgah açıldı, yasa dışı sanırım, gelip kapatır mısınız?' diye bir şikayet
aldınız, veya hayal ettiniz mi? Onu bırakalım; böyle bir şikayet gelse,
zabıta ne yapar, polis ne yapar? Gerisini getirmezsem, benim için daha
güvenli olur diye düşünüyorum. Maalesef bunda kimsenin suçu yok. Bizim
ülkemizdeki en önemli sorun da bu zaten. Hepimiz suçsuz, hepimiz suçluyuz.
Kimin sesi daha yüksek çıkarsa, o anda daha güçlü ve etkinse, onun dediği
oluyor. Ama doğal olarak da şirazesi kaçıyor.
Yazık değil mi? Bu işi çözmek yasama organının görevi değil mi? Peki onlar
ne yapıyor? Eğer yanlış anımsamıyorsam, bu şikayete bağlılık meselesinde,
telif hakkı sahipleri lehinde, yani yanlış bir karar verdiler.
Ne kadar yazık. Kendimi bir polis veya zabıta yerine koyuyorum hemen. Bir
tezgahla karşılamışım. Bandrolsuz olduğunun farkına vardığım bir dizi de
disk var. Ne yapacağım? Tutanak tutacağım, sorguya çekeceğim; nerden aldın,
kimden aldın, ne zaman aldın, neden aldın, suç olduğunu bilmiyor muydun,
gibi sorular soracağım. Affedersiniz; 'bana ne yahu!' deyip, arkanızı
dönmez misiniz? Adaletin tecellisi açısından ne kadar yararı olacak bunun?
Yoo, bence polis veya zabıtanın görevi, tezgahın izinli olmadığını
saptayınca tezgahtakilerin dökümünü yapmaktan ibarettir. Eğer telif hakkı
sahipleri bu konuyu takibe aldılarsa, gidip el konulan materyali inceler
ve kendi haklarını korumak için gerekenleri yapmak üzere girişimlerde
bulunurlar. Bundan ötesi bir ortam, hayal mahsulüdür.
Aynı durum, marka, tasarım ve patent konularında da geçerlidir. Belki
tek fark, bunların tezgahta satılmayla ilgileri olmamasıdır; çünkü
hepsi belli bir miktarda yatırım ister, ve basit işportacı tarafından
çiğnenemez. Düşünün ki bir buluşunuz var, ve bir tezgahta o buluştan
yararlanan bir alet satılırken yakalandı. Sizin kendinizi ortaya atıp
da 'bu tezgah sahibi benim haklarımı gasp etti' demeniz mümkün müdür?
Deseniz bile, bunun sonucunda ne elde etmeyi umarsınız? Kim size inanır?
Elbette hiç kimse. Yapmanız gereken, o tezgahtaki malı üreteni aramak,
bulmak, bunu kanıtlamak ve hakkınızı ondan talep etmektir. Aynı durum
telif hakları için de geçerlidir.
Hiç kimsenin kolluk kuvvetlerini kendi amaç ve hedeflerinde araç olarak
kullanmalarına izin verilmemelidir; aksi taktirde onların asli işleri
dümura uğrayacaktır; ve bundan vatandaş olarak hepimiz zarar görürüz.
Yapılması gereken, meslek örgütleri ve üyeleri vasıtasıyla organize bir
biçimde bu işlerin peşine düşülmesini sağlamaktır. Kolluk kuvvetleri ve
yargının bilgilendirilmesi, yönlendirilmesi onlara düşmektedir. Yasama
da bu hedefe yönelik, işe yarar, çalışır bir çerçeve oluşturmalıdır.
BAZI ÖNERİLER
Gerçek bir çözümde, sokak tezgahlarının kayıt altına alınması çok önemli
yer tutmaktadır. Kim, ne zaman, nerede, ne satacak; kayda alınmalıdır.
Ama bu işler ne tezgahı açacak olana eziyet, ne de kayıt ve denetim
yapanlara külfet haline getirilmeden halledilebilmelidir. Bir işportacı
açacağı tezgahı için 15-20 dakikada belge alabilmeli, belgesini görünür
biçimde asmalı, içeriğin dışında satış yapmadığı da hem vatandaşlar,
hem de görevliler tarafından izlenebilmelidir. Kayıtlar vatandaşa açık
olmalı, şikayetler için gerekli kolluk birimlerine derhal ulaşabilecek,
tek bir merkezi telefon ayrılmalı, ve bu telefon da asılan belgede
matbu olarak yer almalıdır.
Ülkemizde haklı olarak oldukça sık görülen gezgin tezgahlara da bir
çözüm üretilmelidir. Gerekirse, kroki tarzında parkur haritaları
verilecek belgelerde yer alabilir. Çok da zor değildir. İznin alınacağı
yer bir belediye olacağına göre, o yörenin krokisi zaten hazırdır.
Gerekirse bölgelere ayırır ve belgelerde basılı olarak verirsiniz,
olur biter.
Bunları uygulayabilmek için izinsiz tezgah açmaya hapisli cezalar
konurken, izinli, belgeli ve belgesini asmış olanların işleyebileceği
başka suçlara hapissiz cezalar verilmelidir. Örneğin, tezgah içeriğine
bağlı kalmayana, değişiklik başka suç oluşturmamışsa başka, oluşturmuşsa
daha ağır cezalar verilmelidir. Tezgahı izin verilen yerde açanlara da
eğer başka kural ihlali yapmadıysa daha hafif, yaptıysa daha ağır
cezalar konmalıdır. Buradaki temel felsefe, önüne geçemediğiniz bir şeyi
kontrol altında tutmanın yolunu bulmak olmalıdır. Ancak bu yolla,
izin vermediğiniz halde ortaya çıkan olayların peşinden sürüklenmekten
kurtulabilirsiniz.
Fikri haklarını koruma peşinde olanlar da, tutulan bu kayıtları izleyip,
istedikleri tezgahları yerinde denetleme olanağına sahip olacak, böylece
kimsenin derdi kalmayacaktır.